ADAM, Gazipaşa'nın köyünden çıkıp Adana veteriner mektebinde okumuş. Cumhuriyetin ilanı sonrasında 18 yıl Antalya İl Genel Meclis üyeliği yapmış. İbrahim Hakkı Konyalı, 'Alanya” kitabının 401. sayfasında onun için, 'Alanya'nın...

ADAM

, Gazipaşa’nın köyünden çıkıp Adana veteriner mektebinde okumuş. Cumhuriyetin ilanı sonrasında 18 yıl Antalya İl Genel Meclis üyeliği yapmış. İbrahim Hakkı Konyalı,“Alanya” kitabının 401. sayfasında onun için, “Alanya’nın imarını, bir turist şehri olmasını candan özler” demiş, 1946 yılında…
Bir başka adama Damlataş Mağarası'nı emanet etmişler. Yıllarca, Alanya’nın en önemli turistik ziyaret alanlarından birisi olan mağaraya gözünün içi gibi bakmış. Turistleri memnun etmek için çabalamış. 1956 yılında Alanya’ya gelen, o yıllarda da Türkiye’nin en zengini olan kişi, anı defterinde tanıtımın öneminden bahsetmiş. Ama şehirdeki iyi otel ve lokanta gereksinimine değinmeden geçememiş…
Adam, 1960 sonrasının kaymakamıymış. Alanya’nın turistik ve modern bir şehir olabilmesi yolunda çok çaba harcamış. Kasabalının ufkunu genişletmiş projeleriyle… Lisenin Fransızca öğretmeni de aynı döneme damga vuran isimlerden olmuş…
Adam halis Alanyalı. Değme büyük şehir burjuvasına taş çıkartacak kadar zarif; bir o kadar da girişken. Şehre gelen herkesi o karşılamış, ağırlamış. Organizasyonların temel direği olmuş…
Bir diğer adam, gidip avukat olmuş. Hiç yüksünmeden deniz bayramı etkinliklerini bile yönetmiş… Öbür avukat, Almanya’da öğrendiği Almancası ile Alanya’nın modern tanıtım yüzü olmuş… Turizm derneklerinin kuruluşuna önderlik eden Alanyalı doktorun açtığı otelin adı bile “uluslararası!”…
Adamlar ağa, toprak zengini. Alanya’nın ilk turistik otellerini açmışlar, öz kaynaklarıyla. Bir okul gibi, beldeye nitelikli turizm personeli yetiştirmiş tesisleri… Yıllarca fotoğraf çekmiş bir öğretmen. Alanya’nın güzelliklerinin yansıdığı posta kartları onun aracılığıyla tüm dünyaya yayılmış…
Kimisi tüccar, çoğunluğu öğretmen olan er kişiler evlerini pansiyona dönüştürmüşler. Bayramlarda kendi odalarında bile misafir kabul etmişler. O zamanların “her şey dahil!” sisteminin içinde, hanımlarının eşsiz lezzetteki yemekleri yer almış…
Adamın lokantası varmış deniz kenarında; şehirlinin önemli konuklarını orada ağırlayacağı kalitesiyle… Plaj işletmiş bir diğeri; kadın erkek kabinleri ayrıyken, turist de girebilsin diye ortaya ayrıca “unisex!” olanlarını inşa etmiş…
Adam zarif, yakışıklı, girişimci. İlk turizm acentesini açmış şehirde. Dışlanmış bir süre; bürosuna atla girmeye çalışanlar bile olmuş, onu aşağılamak için! Yılmamış, Alanya’ya tanıştırdığı örgütlü kitle turizminin ülkedeki duayenlerinden birisi olmuş, yıllar içinde…
Birisi kabak boyamış kaldırımda, maile… Öbürü göz nuru Anadolu halılarıyla tanıştırmış turisti… Bir günde şahane deri elbiseler dikilmiş konuklara… Şehrin tek disko işletmecisi, çaldığı modern parçalarla şaşırtmış Fransız hanımları…
Alanya ve benzeri tatil beldeleri böyle yükseltmiş yıllar içinde turizmi… Turiste küfretmeyerek, onu aşağılamayarak… Turisti bir velinimet olarak kabul ederken kendi kültürünü de ona tanıtarak… Dünya vatandaşı olma yolunda, çift yönlü bir alışverişle… Kendisine, dolayısıyla ülkesine döviz kazandırmak için dişiyle tırnağıyla savaşarak…
“Kuru üzüm değil, turizm” diye yola koyulan bu değerli insanlar, diğer uluslarla oluşturulan gerginlik politikalarının sonucu ülkemizin ve turizminin geldiği bugünkü noktayı hak etmemişler. Hiçbirimizin hak etmediği gibi…