Toplumun önemli bir kesimi, giderek yozlaşıyor, bozulup kokuşuyoruz! Sözde, tüm insani değerlerin bir numaralı savunucusu hatta uygulayıcısı olarak kendimizi tanımlamaya çalışırken, özde, olmadık rezilliklere imza atmaktan geri durmuyoruz....

Toplumun önemli bir kesimi, giderek yozlaşıyor, bozulup kokuşuyoruz!

Sözde, tüm insani değerlerin bir numaralı savunucusu hatta uygulayıcısı olarak kendimizi tanımlamaya çalışırken, özde, olmadık rezilliklere imza atmaktan geri durmuyoruz.

Bırakın dünyalı ve insan olma kaygısıyla hareket etmeyi, ülke ve ülke insanının çıkarlarına bile sırt çevirip, belli bir bencillik ve de tatmin olmak bilmeyen oburluğun tutsağı halinde giderek acımasızlaşıyoruz.

Toplumsal erozyonun tavan yapmaya başlamasının nedenlerini ve niçinlerini tam anlamıyla ortaya koyabilmek için, tarihin derinliklerine gitmek gerekir!

Hampacılığın ve yağmacılığın şark kurnazlığıyla sarmaş dolaş olup, Bizans’ı çökerten entrika geleneğinin bir biçimde bizim toplumun önemli bir kesimini de kuşattığını görmek için, uzman olmaya da gerek yok!

Böylesine bir çirkinliğin batağında, toplumun önemli bir bölümü dört nala birbirleriyle acımasızca yarışırlarken, insan olma kaygısı taşıyan, ülkenin ve ülke insanının çıkarlarını kendi çıkarlarının üzerinde tutan insanlarımız ise, bu bataklıktan kendisini kurtarmaya çalışmaktan öte bir şey yapamamakta!

Üçkağıtçılar her alanda öne çıkarlarken, dürüst unsurlar giderek suskunlaşmaya ve gerilemeye başladılar.

Rezillerin cazgırlığına dayalı şirretliklerinden herkes çekinir oldu.

Bu çirkin yapı, her alanda, her kurum ve kuruluşta ve de tüm mesleklerde söz konusu.

Yargının çok ciddi suçlar işlediği kanısıyla yargıladığı insanlar, yargılamanın sonucu beklenilmeden suçsuz olarak ilan edilip, adliye koridorlarında yargılananlar alkışlanabiliyor, onlar için bir baskı kurulmaya çalışılabiliyor!

Bir Fenerbahçeli olarak, ideolojik anlam taşıyan Atatürk posterleriyle, şike olayını protesto eylemi yapılmasına da bir anlam veremediğimi söylemeliyim.

Toplumun bir kesimi, dini, bir kesimi de Atatürk’ü istismar ederek kendilerine bir çıkış yolu bulmanın aymazlığı içinde, hem dini, hem de Atatürk’ü günümüz çelişkilerine ya da çatışmalarına alet edebilmekteler!

Sözcü Gazetesi'nde hani o, her dönem iktidara en acımasız bir biçimde saldırarak ilgi odağı olma becerisini göstererek, tüm muhaliflerin sözcüsü haline gelen Emin Çölaşan’ın Salı günkü yazısını bir tesadüf okuyunca kanım dondu!

Leyla Zana’yı Başbakanla görüştüğü için döneklikle suçlamış yazısında.

Zana’nın dünlerde marjinal Kürt hareketinin en önde gelen isimlerinden biriyken, bugün ülkede terörün bitmesini, barışın sağlanmasını ve akan kanın durmasını istemeye başlamasını döneklik olarak değerlendirenlerin PKK’lılarla barış karşıtlarının olması kadar doğal bir şey olamazken, Emin Çölaşan’ın Zana’yı döneklikle suçlaması beni hayretler içinde bıraktı!

İnsan bu kadar kindar ve bu kadar fütursuz ve acımasız olabilir. Çölaşan’ın derdi Başbakan. Başbakan'la görüşen ya da övmeye kalkan herkese saldırıyor.Böylesine zıvanadan çıkıp laçkalaşmış beyinler, ne ülkeyi ne de ülke insanının çıkarlarını düşünürler!

Onlar için varsa da, yoksa da, kendi gemilerinin fırtınalı sularda yol alması ve bulanık sularda balık avlamak!

Eğer bugün, kendilerini aydın olarak hatta ilerici ve devrimci olarak görenlerce Sözcü, Cumhuriyet’ten çok daha fazla okunuyorsa, burada bir çarpıklık var demektir!

Allah hepimize akıl fikir ihsan eylesin.