Birileri bir biçimde bu topluma sürekli karamsarlık pompalamakla meşgul. Karamsarlık neredeyse iliklerimize kadar işlemiş durumda. Yıllar boyu komünizm öcüsüyle korkutulup, sürek avına çıkar gibi komünist avına çıkıp nahak yere genç...
Birileri bir biçimde bu topluma sürekli karamsarlık pompalamakla meşgul.
Karamsarlık neredeyse iliklerimize kadar işlemiş durumda.
Yıllar boyu komünizm öcüsüyle korkutulup, sürek avına çıkar gibi komünist avına çıkıp nahak yere genç beyinler yok edildi, işkenceye tabi tutulup hapislerde çürütüldü.
Dünlerde ‘Komünist, vatan haini’ diyerek içeri attıklarımızı, vatandaşlıktan çıkarttıklarımızı, bugün kahraman olarak ilan edip arkalarından ağıtlar yakıyoruz.
İşin çok daha çarpıcı yanı ise, arkalarından ağıtlar yaktığımız bu isimlerin yanında yer almış beyinlerin çoğu bugün, siyasette önemli görevler üstlenip milletvekilliği yaparken, bir kısmı da, medyanın en önemli yazarları, program yapımcısı ve yorumcusu olarak, düşünce zenginliğimize katkıda bulunuyor.
Günümüzün moda öcüsü de şeriat.
Menderes’le başlayan, Demirel ve Özal’la devam ede gelen laik cumhuriyet düşmanları sloganına dayalı felaket tellallığı, bugün de Erdoğan, topluma öcü olarak sunulmaya çalışılıyor.
Sekiz yılı aşkın bir süre iktidarda bulunan bu hükümet, ne hikmetse, bir türlü şeriatı getiremezken, şeriatla ve monarşiyle yönetilen Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerine demokrasi ihraç etmekle meşgul!
Türkiye, bu yaygaracıların ve felaket tellallarının iddia ettiği gibi, Ortadoğu’nun din temelli monarşiye dayalı bir rejimin eksenine kaymaktan çok, onları kendi eksenine yani, demokratik, laik cumhuriyet çizgisine taşımakla meşgul.
İnsan dünü hatırlar, bugüne bakar ve objektif bir biçimde bir mukayese yaparsa, Türkiye’nin bugün geldiği noktayla iftihar edip, mutluluk duyması gerekir.
Tabii ki, parti fanatizmi ve belli bir ideolojinin dar kalıplarına sıkışmış, bir siyasi yapının körü körüne savunucusu olmuş, hatta bu tür yapılara belli bir mensubiyet duygusu içinde bağlı ve de bu yapı içinde belli kariyer hesapları içindeyse, bu tür kişiler, iktidar ağzıyla kuş tutsa, mevcut durumdan memnun olmadıklarını söylerler ve ülkenin felakete sürüklendiği iddiasında bile bulunabilirler!
Bunlar, ülkenin ve ülke insanının çıkarlarından çok, kendi kişisel hesaplarının peşinde koşanlardır.
Tabii ki, mevcut iktidarın birçok uygulamalarına hatta politikalarına karşı çıkıp, bu karşıtlığa dayalı olarak da en acımasız bir biçimde eleştirilerde bulunabilirsiniz.
Hatta bugünkü iktidara dönük olarak, dini motifleri fazla öne çıkarttığı, toplumun da giderek inanç bağlamındaki dogmalara doğru hızla yöneldiği kaygısını da taşıyabilirsiniz.
Gençlerin çocuk yaşlarda, geleceklerini belirleyecek olan dünyevi gereksinmelerine dönük eğitimden çok, uhrevi yata ağırlık verilmesinden de rahatsız olabilirsiniz.
Ama bu düşünsel kaymanın salt bugüne özgü olmadığını, bizim inancımızın, hatta bütün inançların temelinin ve toplumsal alışkanlıkların özünün de bu doğrultuda olduğunu hatta din temelli dogmanın dünya da giderek yaygınlaştığını ve de marjinalleştiğini de kabul etmeliyiz.
Dogmalarla mücadele, siyasi argümanlardan çok, felsefi yaklaşımlarla ve bu yaklaşıma sahip insanların toplumla kucaklaşmasıyla ancak mümkün olabilir!