Avrupa devletlerini oluşturan Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve diğer devletlerin halkında ne merhamet, ne de acıma hissi yoktur veya hiç kalmamıştır. Düşünebiliyor musunuz? Ufacık bir sandal içinde 72 zavallı kişi, genç, yaşlı, kadın...

Avrupa devletlerini oluşturan Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve diğer devletlerin halkında ne merhamet, ne de acıma hissi yoktur veya hiç kalmamıştır. Düşünebiliyor musunuz? Ufacık bir sandal içinde 72 zavallı kişi, genç, yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere Libya’dan, Kaddafi’nin zulmünden kaçıyorlar. Libya’da ölüm kol gezmekte, her an terki dünya etmeleri kaçınılmazdır. Fırsat veya imkan bulabilenler, en yakın ülke olan Fransa ya da İtalya sahillerine koşuşturmaktalar. Bindikleri tekne Akdeniz’in ortasında arızalanıyor ve 72 kişi bir yerden gelecek bir kurtarıcıyı bekliyorlar. O sırada yakınlarından Fransız bandıralı bir savaş gemisi geçiyor, herkeste bir ümit beliriyor ve seviniyorlar. Ama ne gezer. O Fransız gemisi, oralı bile olmuyor ve yanlarından süratle geçip gidiyor. Çektikleri SOS isteğine hiçbir yerden cevap gelmiyor. Memleketlerinden, ölümden kaçan 72 çoluk-çocuk 16 gün aç-susuz ölüm ile kalım arasında cebelleştikten sonra 61 kişi ölüyor ve ölüler Akdeniz’in derinliklerine bırakılıyor. Geri kalanlar, rüzgarın etkisiyle yine Libya’ya dönüyor, akıbetlerinin ne olacağına Kaddafi karar verecek. Akdeniz’de İtalya ve Fransa sahillerine yakın bir yerde, deniz ortasında bir sandal ve içinde 72 eşrefi mahluk yani insan var ama Hıristiyan değil Müslüman. Hıristiyanlara göre Müslümanların katli vaciptir, Muhammet ümmetinin yaşaması caiz değildir. Çünkü asırlarca bu halkı en acımasız bir şekilde sömürmüşler ve işleri bitince de terk edip gitmişlerdir.
Halbuki İslam dininde “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diye, İlahi bir emir vardır. Onun için hiçbir Müslüman, kim olursa olsun, hangi dine mensup bulunursa bulunsun, çaresizlere, acizlere, yolda kalmışlara ve denizde imdat bekleyenlere kayıtsız kalamaz, her türlü koşulunu seferber ederek kurtarmaya koşar. Çok değil, 1984 yılında olacak, Irak’tan Saddam Hüseyin’in zulmünden kaçan 600 kadar Irak vatandaşı sınırlarımıza dayandı, hükümetimiz onlara kucak açtı, bir yıl kadar barındırdı, ev verdi, yemek verdi. O zaman da hiçbir batılı ülkeden en küçük bir yardım paketi gelmemişti. Libya’da yaralanan yüzlerce Libya vatandaşını ülkemize getirdik ve hastanelerimizde tedavilerini yaptırdık, yaptırıyoruz. Keza, Libya’da çaresiz kalmış binlerce Mısır’lı için gemi tahsis edip, o halkı Mısır’ın İskenderiye limanına ilettik. Bitmedi, nisan ayı sonlarında yani 15 gün kadar önce, Suriye’den kaçan 252 kişiye kucak açıp Hatay’ın Yayladağ ilçesinde konuşlandırdık. Her gün yedirip, içirip, ağırlıyoruz. Çünkü biz Müslüman’ız, Allah’tan korkar, Peygamberimizden ar ederiz. Çünkü biz öldükten sonra, bu dünyada yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimize inanırız. Çünkü biz önce Türk, sonra Müslüman’ız, onun için Allah’ın Hıristiyanları kast ederek bizi uyaran şu ilahi emrini biliriz: “Size bir iyilik dokunursa, bu onları (Hıristiyanları) üzer. Başınıza bir kötülük gelirse ona sevinirler.” (Ali İmran,120)
Yaradan bu, merhametsiz insanların içini, dışını bilmez mi? İşte böyle, ben de bu acımasız, maddiyatçı ve sömürgeleri sömürüp talan eden, daha sonra onları açlıkla baş başa bırakıp ölüme terk eden bu vicdansız uluslar için bir şeyler yazıyorum. Halbuki kim okur, kim dinler mührü bivefayı, değil mi? Ölenlere rahmet, sağ kalanlara selamet temenni etmekten başka elimizden ne gelir ki? Bir de kendilerini hümanist tanımlarlar, hadi canım sende, siz kim, insan sevgisi kim!