13 genç fidanı kurban vermenin üzüntüsü, bırakın Türkleri, insan olan herkesi derinden sarstı. Toplum giderek, sosyal şizofreni batağına sürüklenme noktasına geldi. Kan ve gözyaşı üzerinden hamaset yaparak yiğitlenenlerle, siyasi rant...

13 genç fidanı kurban vermenin üzüntüsü, bırakın Türkleri, insan olan herkesi derinden sarstı.
Toplum giderek, sosyal şizofreni batağına sürüklenme noktasına geldi.
Kan ve gözyaşı üzerinden hamaset yaparak yiğitlenenlerle, siyasi rant peşinde koşanları gördükçe, bedenen, fikren ve de vicdanen çok daha fazla sarsılıyorum.
Duygusallığın böylesine tavan yaptığı bir dönemde, aklın ötelenmesi çok tehlikeli.
İnternetteki mesajları okuyunca inanın, insanın kanı duruyor.
Hakaretler, en galiz küfürler gırla gidiyor.
Türk ve Kürt halkı, belli bir genelleme içinde ele alınıp, herkes potansiyel suçlu gibi görülüyor ya da gösteriliyor.
Yaşın yanında kurular da yanıyor.
Dramatik bir olayı ya da süreci, iyice dramatize ederek, toplumu germeye dönük yayınların reyting kaygısına dayalı olması da bir başka rezillik!
Türk ve Kürt halkının içinde de, dünyalı ve insan olmaya odaklanmış, çatışmalardan, kan ve gözyaşından nefret edenler var.
Ak Parti ve CHP’de Kürt milletvekilleri yok mu?
Onlar neden Türk-Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yapmıyorlar?
Onlar, olaylara ve gelişmelere, özellikle de sorunlara insan odaklı bakıyorlar.
BDP Milletvekili, hem de bir kadın, canlı bomba olarak eylem yaparak insanları öldüren bir kadın teröristi övebiliyor.
Böylesine sapık ve böylesine kan ve gözyaşı sevdalısı bir insan olabilir mi?
Halbuki ben, bu kadın teröristi böylesine bir noktaya taşıyan beyinlere kızıyor, bu kadına acıyorum.
Gariban Kürt gençleri, gençliklerini yaşayamadan, dağlarda sürünerek ömürlerini tüketirlerken, Tuğluk gibileri de siyaset sahnesinin en ön saflarında ağalar, paşalar gibi sefa sürebilmekte.
Doğu ve Güneydoğu’daki BDP ya da PKK yandaşlarının sayısını seçimlerde aldıkları oyla açıklamak yanlış olur.
Terör örgütünün baskısı altında yapılan bu seçimlerdeki oylar yanıltıcı.
Devlet bir an önce, Kürt halkı üzerindeki bu baskıyı ortadan kaldırmalıdır.
1980 öncesinde, nasıl Ülkücü ve Devrimciler kurtarılmış bölgeler ilan etmiş, oralarda kesin bir hakimiyet tesis ettilerse, bugün de, terör örgütü bazı bölgelerde kurduğu baskıyla halka her istediğini yaptırabilmekte.
Böylesine tehlikeli ve kritik bir dönemde, millet olarak duygularımızı değil aklımızı kullanmalıyız.
Her iki kesim de, Türkler ve Kürtler, bu rezil ve insanlık dışı durumda birbirlerini belli bir genelleme içinde suçlamaya kalkarsa, her iki kesimdeki sağduyulu insanlar da, bu savaşın içine en militan unsurlar olarak dalmaya başlayabilirler!
Her tür etkiye belli bir tepkinin verilmesi kaçınılmazdır.