Yeğenim Kerim'in 1992 başında daha tecrübeli ve daha donanımlı bir şekilde askerden dönmesiyle teke avına daha fazla vakit ayırmaya başladık. Kerim'in arkasından küçük oğlumun da ava ve atıcılığa ilgi duyması onları kendi...
Yeğenim Kerim’in 1992 başında daha tecrübeli ve daha donanımlı bir şekilde askerden dönmesiyle teke avına daha fazla vakit ayırmaya başladık. Kerim’in arkasından küçük oğlumun da ava ve atıcılığa ilgi duyması onları kendi ellerimle yetiştirme gayreti içine girmem benim grup arkadaşlarımdan ayrı hareket etmeme sebep olmuştu. Çünkü benim ardıllarıma doğada bilgi ve tecrübelerimi aktarmam vakit alabilirdi. Böylece yer aldığımız grup hantallaşır, belki de bazı avlar bozulabilirdi. Onun için artık biz Sülo, Hacı, Kerim ve benden oluşan dörtlü grupla avlanmayı tercih ediyorduk. Zaman zaman uzun tatiller olursa küçük oğlumu da aramıza alıyorduk. Çocuk o yıllarda 6-7-8. sınıf okuyordu. Çocuğun yaşı çok küçük olsada kabiliyeti bunu telafi ediyordu. Tam av mevsimi olmasa da bir baharda çocuklara tecrübe olsun diye bir Akdağ yapalım dedik. Ben, küçük oğlu, Kerim İstanbul’dan yeni aldığımız 88 model bir Land Rover ile Alanya’dan yola çıktık. Bu arabalar o dönemde çok kıymetli ve güçlü arabalar olarak biliniyorlardı. Sonraki yıllarda daha geniş hacimde motorlu ve donanımlı arabalara sahip olduktan sonra bu arabaların motorlarının ve donanımının zayıf olduğunu fark edip yaşadık ama yinede uzun yıllar o küçük motorlu araç bizim kahrımızı çekti. Sülo’yu Değirmenönü’nden Hacı’yı beklemeden alıp yola devam ettik. Bucak çökelesini geride bırakıp Akdağ’ın dibine ulaştığımızda şafak sökmüştü. Hemen vakit kaybetmeden iki koldan Akdağ’a yürüdük. Karların açıldığı yerler olağanüstü güzel rengarenk lale, sümbül, çiğdemlerle kaplıydı. Öğleyin Duvar Çukuru denen yerde buluştuk. Baskıbeli’nden sonra dağın doruklarında yerini alan Duvar Çukuru, Akdağ’ın sarp karakterinin aksini ıspat etmek ister gibi küçük bir düzlük olarak yerini almaktadır. Ağaçsı bitkilerin daha aşağılarda kalmasına rağmen Duvar Çukuru’nda iki şimşir, ikide alıç ağacı vardır. Bu alıç ağaçlarının baharda çiçekleri, sonbaharda da kıpkırmızı meyvesi dağın bu ıssız kesiminde bir süs eşyası gibi dururlar. Birde sonbaharda ağacından düşen alıçlar keklikler ve domuzlara kem olur. Dağın içlerini ve Sütlükyalımı denilen müthiş avlığı kontrol ettikten sonra yavaş yavaş döndüğümüzde vakit akşama yakındı. Çocuklarla Hacı arabayla çökeleye geçecekler, Sülo’yla bende belki geçtiğimiz yerde akşamüstü bir şeyler görür müyüz düşüncesiyle iki çökelenin arasını yürüdük.
DEVAM EDECEK