Av vurulmasada hep beraber dostlukları, sevgileri paylaşarak Alanya'ya döndük. Bir gün sonra Değirmenönü'nde avlanacaktık. Yine aynı grup sabah erken oradaydık. Köpekler salındı av başladı. Köpeklerin çıkardığı domuzlar Hacı...
Av vurulmasada hep beraber dostlukları, sevgileri paylaşarak Alanya’ya döndük. Bir gün sonra Değirmenönü’nde avlanacaktık. Yine aynı grup sabah erken oradaydık. Köpekler salındı av başladı. Köpeklerin çıkardığı domuzlar Hacı ile cerrah hanımın bekisinin arkasından orman içinden geçip çaya vurmuşlar. Karşıya atladıkları an Hacı cerrah hanıma yardımcı olup atış yapmasını sağlamış, Oda peş peşe yaptığı atışlarla iki tane domuzu indirmişti. Çaydan geçip vurdukları hayvanlara ulaşmaları gerekince misafir çok bağcıklı av botlarını çıkarmak için botların bağını çözemeye çalışırken Hacı onu arkasına alıp karşı tarafa geçirivermişti. Bundan çok etkilenen kadıncağız avdan sonra oturup sohbet ederken ben bu kadarını hak ettim mi , ben bir kraliçe miyim, beni Hacı Arkasında sudan geçirdi diyip memnuniyetini belirtiyordu. Onlara ben anlatabildiğim kadar bizdeki avcılığın, benim etkilendiğim ustaların felsefesini anlatmaya çalıştım. Metin Atalay’da tercüme etti.
Bilmem bireysel yaşamanın egemen olduğu şu dünyada dostlarımıza paylaşmayı ne kadar anlatabildik. Metin Atalay bir Avusturya’ya gittiğinde av malzemesi alırken işyeri sahibiyle sohbeti ilerletmiş. Sohbet ilerleyince dostluğu çağrıştırmış. Metin’de gönlü bol her Türk gibi mağaza sahibi Peter’i Alanya’ya davet etmiş. Bir ekim sonu gibi Peter yanına üç avcı arkadaşını da almış Alanya’ya geldi. Metin’in o günlerdeki yeni kurduğu bir hastane için Alanya’dan ayrılmaması gerektiğinden misafirlerin ağırlanmasını, avlanmasını Ahmet Uğurlu ile ben üstlendim. Hazırlıklar yapıldı. Kalabalığız kamp yerinde yemeğimizi yapsın, kamp yeriyle ilgilensin diye küçük kardeşimi de aldım. İki Land Rover marifetiyle Çökele’ye ulaştık. Semerci’nin manarı tek oda olduğundan Çökele’de bir tanecik iki odalı manarı olan Ekiz Hüseyin Ağa’nın manarına yerleştik. Bir gün sonrasının sabahında erkenden benim yivli tüfekleri arkadaşların görüşüne sunduk. Herkese kendine düşen tüfeğin özelliğini anlattık. İsterlerse nişana atıp deneyebileceklerini söyledim. Hacı, Sülo, Ahmet Uğurlu misafirlerden birer tane alıp çıktılar. Bende Peter’i alıp Şahinkayası’na gidecektim. Peter alkolü çok seviyordu. Gecede viskiyi fazla kaçırmıştı. Onunla yavaş yavaş yolu yarılamıştık ki Peter tükendi. Ciğerlerinde problem olduğunu, daha fazla devam edemeyeceğini söyledi. Erken düşen ala karların üzerinde biraz oturduk. Peter’in yeteri kadar dinlendiğinden emin olduktan sonra ağır ağır dağdan inip Çökele düzlüğünde vakit geçirdik. Akşama doğru arkadaşların hepsi döndü. Ahmet Uğurlu kendine has esprili tarzıyla benimle birlikte çıkan arkadaş Müslüman oldu diyordu. Nasıl oldu dedim. Nasıl olacak bir sarptan geçiyorduk arkadaş zorlanıp kayanın üstünde kaldı. Ben tüfeğini, torbasını aldım. Gücüm yetse kendinide alacağım ama benim iki katım. O zaman bende ona hadi dedim Allah de. Bu bağırdı Allah. Muhammed de, bu tekrar bağırdı Muhammed. Ve tekrar tekrar Allah, Muhammed diyip sarptan geçti. Şimdi bu arkadaş sence Müslüman olmadı mı.
DEVAM EDECEK