Keçi avı içinde Metin'le Oyuklu denen yaylaya giderdik. Anamur'la neredeyse sınır olan bu yaylaya ilk çıkışımızda yollar çok bozuktu. Akşam saatlerinde Gazipaşa'dan çıktık. Sülo, Hacı, Metin, ben, birde Gazipaşa'dan...
Keçi avı içinde Metin’le Oyuklu denen yaylaya giderdik. Anamur’la neredeyse sınır olan bu yaylaya ilk çıkışımızda yollar çok bozuktu. Akşam saatlerinde Gazipaşa’dan çıktık. Sülo, Hacı, Metin, ben, birde Gazipaşa’dan yöreyi iyi bilen iki arkadaş aldık. Emektar Land Rover arazide ikinci vites. Biraz yükselince yollar buzlanmaya başladı. Arabanın farında buz kristalleri insanın gözüne yansımaktaydı ve biz yaylaya çıktığımızda şafak sökmüştü. Direksiyonda ben olduğum için yorulmuştum ama değmişti. Oyuklu Yaylası görülmeye değer bir yerdi. Yıllar sonra şimdilerde, bizim o yolculuğumuz gibi kötü koşullarda araba kullanmak moda oldu. Adına Off road denen bu spora bir sürü insan gönül vermiş. Arazili taşıta tutkum olduğunu bilen arkadaşlar benide bu spora katılayım diye kulüplerine üye yapmışlar. Bir defa onları seyrettim. Belki çok zevkli bir spor ama bana göre değildi. Çünkü varacağınız sonuç belliydi. Belki kötü koşullarda taşıt kullanıyorsunuz ama size yardım edebilecek birileri var. Arabanız kalsa çekiliyor, devrilse kaldırılıyor. Bunları bilmekte benim adrenalinimi harekete geçiremezdi. Ben ve arkadaşlarım yola çıktığımızda nelerle karşılaşacağımızı, bize neyin sürpriz olacağını bilemezdik. Hiç beklenmedik bir yerde olumlu bir şeyle karşılaşıldığı gibi, en umulmadık yerlerde olumsuzluklarla karşılaşmak bize özellikle bana zevk verir. Avı belki de bu özelliğinden çok sevmişimdir. Şafakla Oyuklu’ya vardığımızda ilk dikkatimi çeken orada da Sarı keçililer aşiretinin ardıllarına ait olduğu söylenen başıboş atların dolaşıyor olmasıydı. Bir de Oyuklu Yaylası’nın düzlüğünde küçük kıvrımlarla şekilden şekle girmiş akan küçük deresi. Oyuklu düzlüğünde çıkıp gözeğe oturunca avlığın muhteşemliği insanı büyülüyordu. Doruğa yakın yerlerden başlayarak ta aşağılara kadar koca vadiyi bir uçtan bir uca görebilen yer yer kesintilerle bir arena locası gibi yerleşmiş oyuklar. Kapadokya’daki Peri bacaları gibi tüf denen maddeden oluşmuş bu oyukların etrafındaki bitki örtüsü de locaların sanki tülü gibi duruyorlardı. Oyuklu Toros silsilesinde bir eşi daha olmayan bir dağdır. Gözekten bakıldığında kuşbakışı güneybatıda Gevenes Yaylası tabloyu tamamlıyordu. Doğal olarak bu kadar oyuğu, yarı, yarığı, kaya dolabı olan dağıda dağ keçisi çok sever. Buna birde dağda bitki olarak kesme pıynar gibi tekelerin çok sevdiği makilerin çokluğu eklenince dağ neredeyse tekelerin cennetidir. Gözeğe oturduğumuzda sisin zaman zaman açılıp kapanması da insanda masalımsı duygular çağrıştırır. İşte Oyuklu Dağı ve yaylası böylesine gizem yüklü yerlerdir. İlk gittiğimizde orada avlayabileceğimiz bir teke görememiştik ama dert değildi. Aralık ayında buzları kırarak Oyuklu’ya çıkmak bulutların denginden aşağıları doya doya seyredebilmekte bizi mutlu etmeye yetmişti.
DEVAM EDECEK