Usta avcı Abdullah Günal, Ramazan Öztürk, Ahmet Güven ve ben 1987 teke avı sezonunu Antalya Düzlerçamı avlığında açmaya karar verdik. Adı geçen milli parkın özelliklerini ve avlanma usullerini daha önce yazmıştım. Kanun gereği ağustos...
Usta avcı Abdullah Günal, Ramazan Öztürk, Ahmet Güven ve ben 1987 teke avı sezonunu Antalya Düzlerçamı avlığında açmaya karar verdik. Adı geçen milli parkın özelliklerini ve avlanma usullerini daha önce yazmıştım. Kanun gereği ağustos ayında müracaatlarımızı yapıp ava girmek için istediğimiz kasım ayında devletin bize belirlediği tarihte konvoy halinde Alanya’dan çıktık. Ramazan Öztürk kendisine her zaman kılavuzluk ve yardım eden yaşlı Durmuş dayıyı aldı. Abdullah Günal kendi kendine yettiğinden yalnız çıktı. Ahmet Güven bir torbacısının yanında misafir olarak Şükrü Şanlıdere’yi de aldı. Bende Hacı’yla beraberdim. Ava gireceğimiz ilk gün milli parkta çok sayıda yerli ve yabancı avcı avlanıyordu. Buna birde organizasyondaki hatalar eklenince o gün bir sürü olumsuzluklar yaşadık. Birde kendimizi kurnaz sanıp herkes ava çıksın, biz sona kalalım ki kimsenin çıkma cesareti gösteremediği yükseklere çıkalım istedik. Bu seferde kılavuz kalmadı. Milli parkın sorumlusu Süleyman Karakaya’ya biz kılavuz olmadan da avlanırız diye ısrarımıza rağmen isteğimizi kabul ettiremedik. En son boşta kalan iki kılavuzu ikişer grup aramızda paylaştık. Ahmet Güven ve Ramazan Öztürk’e bir kişi kılavuzluk yapacaktı. Abdullah Günal’la bana da başka bir kişi. Abdullah Günal’la Ardıçlı dağ diye tutturduk ve aldığımız kılavuzu oraya kadar çıkarttık. Ardıçlı’nın havası yine sabah sabah bizi ürpertecek kadar sertti. Her şey yerli yerinde duruyordu. Yine gece yağan çiğ zeminde buz tutmuştu. Yine daha yukarılarda erken yağan dolu ve kar alaları kör dumanların altında eşsiz görüntüler oluşturuyorlardı. Buzlu zeminde dikkatle yürüyerek Gökkaya’yı dürbünleyebileceğimiz gözeğe geldiğimizde bütün dünya avcılarının hayalini süsleyen Paşa’ya yıllarca yataklık yapan Ardıçlı, Paşa’yı bana değil de bir Amerikalı’ya telsim eden Ardıçlı senle hesaplaşmaya geldim. Bakalım bugün bana neler ikram edeceksin diye içimden geçirirken Gökkaya’da iki beşli teke gördüğünü söyledi Abdullah Günal. Hep beraber dürbünlerimizi oraya çevirince iki tabede altılı teke gördük ama biz hayalimizde Düzlerçamı’nda hep büyük tekeler vurabileceğimizi düşlediğimizden onları pek ciddiye almadık. Fakat büyük gayret harcamamıza rağmen daha büyük tekede göremedik. Öğleyin kılavuzumuzun diş ağrıları oda yetmedi migren ağrısı tuttu. Av torbamızda taşıdığımız ağrı kesicilerle kılavuzumuzu tedavi edebildiğimiz kadar rahatlattık. Dönüşe geçtiğimizde akşamüstü bir kehi aniden dönünce çok kalabalık bir erkek sürüsü önümüzden püskürdü. Atış pozisyonu bulan Abdullah Günal bir tekeyi yaraladı. Teke kurşunu yedikten sonra epeyce bir görünmedi. Hatta biz düştü zannettik. Sonra birden bire onu kaçarken gördük. Sonra bir daha atış pozisyonu da bulamadık ve onu kaybettik.
DEVAM EDECEK