Öteden beri özel bir sebep yoksa gündüzleri eve kapanmaktan hiç haz etmem. Eğer iş günü ise eczanede çalışırım. Av mevsimi ise zaten avdayımdır. İş günü ve av mevsimi değilse ya bahçemde bedenen çalışarak amelelik yaparım yada ata...

Öteden beri özel bir sebep yoksa gündüzleri eve kapanmaktan hiç haz etmem. Eğer iş günü ise eczanede çalışırım. Av mevsimi ise zaten avdayımdır. İş günü ve av mevsimi değilse ya bahçemde bedenen çalışarak amelelik yaparım yada ata binerim. Böylece iş günü dışındaki zamanımı da doğada geçirmiş olurum. Bu döngü yıllarca böyle devam etmiştir.
1985 martının ilk pazarı pırıl pırıl bir bahar sabahı. Günlerden Pazar mevsim bahar olduğu için ne iş günü nede av mevsimi. Can dostum, arkadaşım, kardeşim kara Şevket’i de alırım Oba Köyü’ndeki babadan kalma narenciye bahçesine birlikte gideriz düşüncesiyle evden çıktım. Şevket’te erken kalkmış evini önündeki sebze seralarına salatalık ektiriyordu. O güne kadar benim hiçbir teklifimi geri çevirmeyen arkadaşım sen dedi obaya git. Bende şu salatalıkların ekilişine nezaret edeyim. Onu işinin başında bırakmanın memnuniyetini içimde hissederek Oba’ya geçtim. Bütün günümü Oba’da geçirdikten sonra akşam dönüp her zamanki yer soframa yayıldım. Yemek altına alacağım rakının birinci kadehini bile tüketmeden evin telefonu çaldı. Telefonun karşı tarafındaki Hüsnü Barcın’dı. Ağlayarak Kara Şevket’i kaybettik diyordu. Hemen çıkıp Alanya Devlet Hastanesi’ne koştum. Arkadaşım yarı soyulmuş bir durumda hastanenin morgunda yatıyordu. 1950 yılında abasının eteğine tutunarak bize göç aşı getiren o esmer çocukla ayrılmıştık artık. Bizi ölüm ayırmıştı.
Önce bana hala kendi kendime bile izahını yapamadığım bir soğuk kanlılık ve güç geldi. İlk iş olarak arkadaşımı hastaneden alıp evine taşıdım ve bir gün sonrasının sabahında yapılması gereken her şeyi onu yıkamak, mezara koymak dahil bir bir büyük bir metanetle yerine getirdim. Ancak onu toprakta bırakıp geri dönerken durumun ciddiyetini anladım. Otuz beş yıllık sevgi, saygı, paylaşım üzerine inşa edilmiş bir beraberlik, öyle güçlü bir beraberlik ki birbirini çok seven eşler bile zaman zaman tatsızlıklar yaşayabiliyorken çok iyi eğitim almış evlatlarla ebeveynler arasında bile zaman zaman tatsızlıklar yaşanabiliyorken arkadaşımla bizim aramızda hatırlayabildiğim en küçük bir tatsızlık yaşamamıştık. Ben ona Karaoğlan derdim, o önceleri bana ağabey sonraları da soyadımdan dolayı Baba derdi. Biz yalnız arkadaş değildik. Yalnız kardeşte değildik. Bunlardan daha da yükseklerde arkadaşta kardeşte olmayan sevginin, saygının, paylaşımın kopmaz bağlarıyla bağlanmış iki kişiydik.
Tarihi yazdıran kahramanların ancak yüz yıllarda bir doğabileceklerini kaydederler. Onun karşılığında bende Kara Şevket gibi bir insanın bir, kültür hazinesinin, bir sevgi deposunun, bir paylaşım kavşağının, bir dürüstlük abidesinin kolay meydana gelmeyeceğini söylerim. Yalnız ben değil Kara Şevket’in yaşadığı zaman kesitini onunla paylaşan, onu tanıyan herkes aynı şeyi söylemektedir.
DEVAM EDECEK