Çölen biliyorum kelimesini daha tamamlamamıştı, benim dürbüne tekelerden biri girdi. Hemen Çölen'e de haber verdim. Bir daha, bir daha tam üç tane teke ve görebildiğimiz yedi dişi ve oğlak. Çölen şimdi çaydan yayılan hava hareketinden...

Çölen biliyorum kelimesini daha tamamlamamıştı, benim dürbüne tekelerden biri girdi. Hemen Çölen’e de haber verdim. Bir daha, bir daha tam üç tane teke ve görebildiğimiz yedi dişi ve oğlak. Çölen şimdi çaydan yayılan hava hareketinden korunmalıyız dedi. Kesinlikle çayla tekelerin arasına girmemeliyiz. Değilse kokumuzu alırlar. Onları bir daha göremeyiz. Biraz dolaşım olacak ama şu tepenin arkasına dolaşacağız. Onların üstünden sokulmaya çalışacağız. Eğer doğru karar verdiysem ikindi ile akşam arası onlara ulaşabiliriz.
Haydi davranalım. Çölen önde ben arkada ha gayret ha gayret, öğlenle ikindinin arsında hesapladığımız yere ulaştık. Bir kehten sarktık. Tekeler bize sakal altı geldi göremedik. Asla batıya deniz istikametine gitmemeliydik. Yel tekelere kokumuzu taşırdı. Tekrar biraz geri döndük. Tekelerle aynı yükseklikten sedir ağaçlarını duldalaya duldalaya bir kehe geldik. Baktık tekeler oradalar. İçlerinde bir altılı bir yedili var. Altılı teke fazla gömüde kalmış koyu renkli ama sanki daha oğmaç gibi duruyor. Yedili teke de ak. Çölen şuradan biraz daha sağa kayalım, acele edelim hava gün batar batmaz yön değiştirecek, esinti yukarıdan çaya doğru olacak. Bizden yi atar tekeleri kaçırırız. (Yi: Koku)
Dediği yere geldik. Tekeler tam menzildeler ama öyle kötü pozisyondayız ki tüfeği sürüp destekleyecek bir yer yok. Çölen hemen önüme diz çöktü. Sağ eliyle omzunu işaret etti. Çölen’in omuzuna tüfeği sürdüm. Çölen ak tekeyi boşver, mor teke daha etli diyordu. Fakat ak teke bir yaş daha büyük olduğu için ben ona nişan aldım ve tetiği çektim ama tekelerin hepside dişler dahil anında kayboldular. Bunca zahmetin, bunca çekilen emeğin karşılığı boşa gitti diye hayıflanırken vefakar ihtiyar hemen tüfek attığım yere koştu. Tekenin kan döktüğü küçük bir taşı almış geri geldi. Teke yaralanmıştı ama yarasının ne olduğu belli değildi. Ne inişe ne yokuşa kaçıyor, dağa vurmuş aykırı gidiyordu fakat taştaki kanın temizliği tekenin yarasının ölümcül olduğunun işaretiydi. Çaresiz oradan gece yarısı paldır küldür davar sayvandına geri döndük. Olanları arkadaşlarla paylaşınca İbrahim sabah ben Takanlar’a iner, hocanın köpeğini alır gelirim. Teke yaralanmışsa buluruz. Çölen ulu tanrım beni Takanlar’a muhtaç etti. Yinede şükür diyordu. Yaşadıklarıma üzülsem mi, öfkelense mi yoksa şu konuşulanlara gülsem mi.
Ateşe uzun zaman sırtımı verip terden rutubetlenmiş sırtımı kuruttum. Çay faslından sonra canım bir şeyler istemedi ama ağzım zehir gibi olmuştu. Az bir şeyler yiyip av torbamı başaltı yapıp kaymışım. Bütün gün Elma Kayası’nın çetin avlıklarında mücadele verirken yorulmuşum. Bir de sonuca varamayınca keyfim iyice kaçmıştı. Teke hiç yaralanmasa dert değildi. Umudu keser, vuramadık der dönerdik. Ama böyle durumlar hiç sevmediğim üstelik çok tedirgin olduğum durumlardı. Gece bir ara uyandım Çölen’i ateşi ölçerirken gördüm. Bende kalkıp dışarı çıktım. Geri döndüğümde Çölen uyumasa da beni uykusuz bırakmamak için çakal öldü yapıyordu. Ben biraz güçlü ateşle oyalandım. Kızıl yeleli atı seyrettim ama tedirginliğimi bir türlü bastıramadım. Tekrar uyumuşum.
DEVAM EDECEK