Ayının yuvası köyün aşağı taraflarında sık bir meşelikteydi. Çölen kaybolan keçilerini ararken keçileri ayının çaldığını fark etmiş, ayıyı takip ederek yuvasını tespit etmişti. Köyden gençlere yardımcı olmalarını söyleyince...
Ayının yuvası köyün aşağı taraflarında sık bir meşelikteydi. Çölen kaybolan keçilerini ararken keçileri ayının çaldığını fark etmiş, ayıyı takip ederek yuvasını tespit etmişti. Köyden gençlere yardımcı olmalarını söyleyince yanına birkaç genci alıp ayını yuvasına dayanmışlardı. Bunları kalabalık gören ayı homurdanarak yuvasını terk ederken Çölen şeşanesini ateşlemiş fakat ayıyı vuramamıştı. Bunun üzerine ayının deliğine girip iki yavrusunu alıp köye getirmişti. Ayı yavruları bebekken köyde çok iyi karşılanmış, herkes süt, yoğurt, pekmez, bal ve çeşitli meyvelerle yavruları beslemişler. Çok geçmeden yavrular evlere dadanmışlar. Yaramaz birer çocuk gibi önce ocaktaki tencereleri boşaltmışlar, daha da büyüyünce yavaş yavaş köyün hayvanlarına musallat olmuşlardı. Çölen çiğ ete düşkünlüğü ayının yaşlılık döneminde olmasına rağmen bizin keratalar körpe oğlakları görünce dayanamadılar herhalde, oğlakları bağırta bağırta parçalayıp yemeye başladılar. Birde bütün evlere istedikleri zaman girip çıkabiliyorlardı. Namussuzlar benim çardağa gelip, benim minderin üstünde uyuyor, uyanınca da hem büyüğünü hem küçüğünü minderin üstüne yapıp çillenin üstüne oyuna çıkıyorlardı. Köylüler bu kadar zararın karşısında homurdanmaya başladılar. Bende şeşaneyi doldurdum birini temizledim. Sonra şeşaneyi bir daha doldurup öbürünü. Alışmıştık birbirimize. Bana evlatlarımı vurmuş gibi geldi ama ne yaparsın mecburdum diyip dişsiz ağzını açarak gülüyordu Çölen.
Bütün bu sohbetlerden sonra İbrahim Çölen amca bir plan yap sabah nasıl gidelim diyince Çölen sen Mevlüt ile çıkarsın bende Baba ile. Dağda bize yardımcı olmak isteyen olursa iki genç daha gelsin. Onlar düzlükte benim davar sayvandım da beklesinler. Tüfek atarsak zaten haberleşiriz. Programı yüksek sesle dile getirmek sanki herkese bir işaretmiş gibi kalabalık birer ikişer dağıldı. Kapıda iki gence İbrahim, saat üçte burada olun dedi. Biz Çölen, Mevlüt, İbrahim, İbrahim’in babası, ben oturduğumuz odada yattık. Sabaha karşı üçte diğer iki adamda geldi.
Hafif bir kahvaltının arkasından yola çıktık. Köyün üstündeki dik yokuş önce göğsümüzü karşılıyordu. Gençler benim elimden tüfeğimi ve torbamı almışlardı onun için yokuşta çok zorlanmadan çıkıp yolarımız aykırılaşınca Çölen bana anlatıyordu. Buralar köyün ekenekleri. Buralarda çok keklik olur. Ben keklik avına gitmem ama gelirsen seni dolaştırırım. Ekenekleri çıkıp ormanlık alanıda geride bırakınca duyduğumuz birkaç ardıç bozalağının sesi bize sabahı müjdeliyorlardı. Derken fazla eğimli, ak çakıllı bir yere gelince sabah olmuş gün ilk ışıklarını dünyaya göndermişti. Biz Susuz Dağı’nın arkasında olduğumuzdan güneşin doğuşunu seyredemedim. Şurada dedi Çölen bir soluklanalım. Oturduğumuz kayanın üstüne düşen çiğ taneleri buz tutmuştu. Bastığımız yerler yabani sıklemenlerle örtülüydü. Çiçekleri yoktu ama yayvan yaprakları genişçe bir alanı kaplamıştı. Hangi dağda olursan ol, hangi avlıkta olursan ol bir güzellik muhakkak insanı karşılıyordu. Sen dedi Çölen İbrahim’e, Mevlüt’ü al Davutoğlu’nun burçaklığından girin. Çok acele etmeyin. Etrafa dikkatli bakın. Genç çocuklara siz buradan eğilin benim davar sayvantına gidip orada bizim tüfek sesini takip edin. Eğer bir şeyler göremezsek orada buluşuruz. Oradan ayrılmayın.
DEVAM EDECEK