Türkiye'de bazı gruplar, akıl almayacak, içerikten yoksun, mantık dışı eylemlerle, sürekli toplumu germenin özel çabası içinde. Türkiye'ye patriyotların konuşlandırılmasının ne zararı olabilir? Bu bir savunma sistemi. Çok daha...
Türkiye'de bazı gruplar, akıl almayacak, içerikten yoksun, mantık dışı eylemlerle, sürekli toplumu germenin özel çabası içinde.
Türkiye’ye patriyotların konuşlandırılmasının ne zararı olabilir?
Bu bir savunma sistemi. Çok daha önemlisi, NATO gibi müttefiki olduğumuz ve yıllar boyu, bu yapı içinde aktif görevler üstlenmiş bir ülke olarak, NATO’nun bizim yanımızda yer almasını istememenin nedeni, Türkiye’yi savunmasız bırakma anlamına gelmez mi?
Nasrettin Hoca’nın göle maya çalması gibi olmasa da, “Ya füze saldırısı olursa” diye düşünüp, önlem almanın ne sakıncası olabilir?
Ülke geneline yayılmış bir sürü yapılanma var!
Bu yapılarda yer alan unsurlar, yirmi otuz kişi olarak bir araya gelip, anlamlı anlamsız bir bahane üzerinden, medyayı da çağırarak, güvenlik güçlerinin müdahale edeceği bir eylemi ortaya koyuyorlar.
Güvenlik güçleri müdahale edince de, sırf haber niteliği taşıyıp ekranlara gelsin diyerek, taşla sopayla görevlilere saldırarak, hem bir olayı gerçekleştirmiş, hem örgütün reklamını yapmış, hem de toplumu germiş oluyorlar.
Bizim medya da, bu rezilleri ve rezillikleri sürekli ekranlara taşıyarak bu militan unsurları neredeyse medya maymunu haline getirdi..
Çoğu öğrenci ve işçi eylemlerinin, öğrenci ve işçi olmayan bu militan kadrolar tarafından organize edildiği bilinmesine rağmen, medya bunu bile ortaya koyacak bir araştırmanın içine girmiyor, bir anlamda reyting ve haber zenginliği anlamında olaya baktığından, bu saçmalığa göz yumuyor!
Hastanelerimizde, hasta yakınlarının doktorlarımıza ve de sağlık personeline dönük saldırıları giderek artıyor. Bunda medyanın payı yok mu?
Bu tür haberler sık sık ekranlara taşınıp, bu tür rezillikleri sergileyenlerin serbest bırakıldığı söylendikçe, vatandaş en küçük bir olayda görevlilere saldırmakta bir sakınca görmüyor.
Adliye koridorları savaş alanına döndürülüyor, hakim ve savcılar baskı altında tutulmaya çalışılıyor.
Toplumun önde gelenlerinin, siyasilerin, yazar çizerlerin önemli bir kesiminin, güvenlik güçlerinin her tür operasyonunu, tutuklamalarını eleştiri bombardımanına tutmaları bir yana, bu tür sanıkların yargılanmalarına bile karşı çıkıp peşinen onları suçsuz olarak ilan etmeleri de gösteriyor ki, toplum her alanda çok ciddi bir kutuplaşmanın içinde.
Gazetecilerin, avukatların, askerlerin velhasıl bir sürü meslek erbabının sanki bir dokunulmazlığı varmış, bu insanlar hiç suç işlemezlermiş gibi bir anlayışın giderek yaygınlaşmasının ne büyük bir tehlike olduğunu hala göremeyecek miyiz!
DHKP-C ile ilgili tutuklamalara, casuslukla ilgili operasyonlara karşı çıkmanın mantığını anlamak mümkün mü?
Bu ülkedeki her operasyonu, tutuklamayı ve yargılamayı ideolojik açıdan ele alıp, belli bir önyargıyla, kişileri ya tamamen suçlu ya da tamamen suçsuz olarak ilan ederek “SUÇ ve CEZA” konusunda yargılamayı yargıçlar yerine toplumda kutuplaşmış kesimler yapmaya başladığında, ülkenin hukuk sisteminin ne hale gelebileceğini bir düşünün!