Toplum olarak, geçmişe dönük hamaseti bir kenara bırakıp, temel değerlerimizin ve de alışkanlıklarımızın ne olduğunu anlamak istiyorsak, atasözlerimize bakmakta yarar var! Örnek mi? Bir sürü örnekten söz etmek mümkün. - Bal tutan parmağını...
Toplum olarak, geçmişe dönük hamaseti bir kenara bırakıp, temel değerlerimizin ve de alışkanlıklarımızın ne olduğunu anlamak istiyorsak, atasözlerimize bakmakta yarar var!
Örnek mi?
Bir sürü örnekten söz etmek mümkün.
- Bal tutan parmağını yalar.
- Araba devrilince yol gösteren çok olur.
- Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
- Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
- Akacak kan damarda durmaz.
- Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
- Bir çiçekle yaz olmaz.
- Bana dokunmayan yılan bin yasasın.
- Dost ile ye iç, alışveriş etme.
- Devlet malı deniz, yemeyen domuz.
- Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
- Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Gelişmiş toplumlarda, bu tür atasözlerine rastlamak mümkün mü?
Hem “Bal tutan parmağını yalar” diyoruz.
Hem de, parmağını yalayanlara veryansın ediyoruz.
Sanırım bu da, parmağında bal olmadığı için, sürekli avucunu yalayanların feveranı olmalı!
Hem, "Devlet malı deniz, yemeyen domuz” diyoruz, hem de yiyenleri yerden yere vurmakla meşgulüz.
Sanırım bunu da en çok yiyemeyenler yapıyor olmalı!
Toplum olarak, ne kadar çok defomuz olduğunu hepimiz bal gibi biliyoruz.
Çünkü, bu defoların hepsinden, az çok her birimizde var.
Ama biz, öylesine hamaseti seven bir milletiz ki, geçmişe dönük özellikle de tarihin derinliklerinde kalmış atalarımızın meziyetlerini saya saya bitiremezken, günümüzde giderek yozlaştığımızdan, kokuşup bozulduğumuzdan söz ederek, bugünkü tutarsızlıkları ve de rezillikleri peş peşe sıralarken, bir bakıma, salt kendimizi, sütten çıkmış ak kaşıkların bulunduğu rafa yerleştirmenin uyanıklığı içine giriyoruz!
Çoğumuz, kendimizde olmayan güzel meziyetleri sürekli gündeme taşıyoruz.
Çoğu zaman da, belli çirkinliklere sahip kişileri ya da bu çirkinliklere sahip olmasalar da, siyasi rakiplerimize bu çirkinlikleri yamamaya çalışarak, kendi çirkinliklerimizi kamufle etme uyanıklığı içine girebiliyoruz!
“Hiç kimseyi beğenmeyen, onu bunu sürekli en acımasız bir biçimde eleştiren hatta hakaretler yağdıran kişilere bakın, bunlar hiç kimsenin sevmediği ve beğenmediği kişilerdir.”
Bu kafayla gittiğimiz sürece, bizim sütten çıkmış ak kaşık olmamız pek mümkün gözükmese de, biz yine de, ak kaşık gibi esip gürlemeye devam ederiz!
Nasıl olsa esip gürleyene, atıp tutana yasak olmadığı gibi, alkışlayanı da bol oluyor!
Faydaları ise saymakla bitmez.