Otellerde en mutsuz misafir kitlesi kim, biliyor musunuz?

Ergenler…

Son günlerde yaşanan acı olaylar, bu yaş grubunu yeniden düşünmemize neden oldu.

Konuyu, genelde bir şeyler ters gittiğinde hatırlıyoruz. Peki, her şey “normal” akarken gerçekten görüyor muyuz onları?

Turizm sektörü yıllardır herkesi düşünür. Yetişkinleri, yaşlıları, bebekleri, çocukları…

Herkes için bir alan, bir program, bir tanım vardır. Ama onlar…

Programlarda yoktur.

13–17 yaş arası misafirler.

Turizm, en kritik misafir grubunu yıllardır görmezden geliyor.

Ergenlik… Fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak en kırılgan dönemlerden biridir. Biz isimler koyarız: Ergen deriz, delikanlı deriz, emo deriz, gotik deriz…

Hatta zaman zaman farklı tanımlar üretiriz. İsimleri artar ama anlayış artmaz. Oysa hepsi aynı şeyin işaretidir: Bir arayışın. Önlerinde belirsiz bir yaşam olduğunu hissederler.

Kendilerini tanımaya çalıştıkları bir dönemde, biz onları tanımlamaya kalkarız.

Bu misafir grubu, ne çocuk sayılırlar, ne de yetişkin. Ama yetişkin fiyatı öderler.

Otele girişten itibaren kollarına farklı renkte bantlar takılır. Neden mi? Alkol alamasınlar diye. Yani sistem baştan şu mesajı verir:

“Paranı yetişkin gibi alırım… Ama seni yetişkin saymam.”

Mini kulüp aktiviteleri için fazla büyüktürler. Yüz boyama, kurabiye yapma, mini disko, ilgilerini çekmez. Çocuk parkı ise sadece oturma yeridir onlar için.

Ama yetişkin eğlenceleri de onlara kapalıdır. Animasyon ekipleri onları disko turlarına dahil edemez. Şehir merkezine yalnız gidemezler. Barlara, diskolara giremezler.

Gözlerinin önünde bir dünya vardır… Ama o dünyaya ait değillerdir.

Tatile ebeveynleri ile gelirler. Çünkü kendi başlarına tatil yapma yaşına ve ekonomik özgürlüğüne henüz erişmemişlerdir.

Tatil boyunca aileleriyle vakit geçirmek de istemezler.

İlk günler genelde aynıdır. Tanımadıkları bir ortam, tanımadıkları insanlar… Kendi aralarındaki iletişim de kolay kurulmaz. Yaşlarının getirdiği o doğal mesafeden dolayı…

Ve asık suratla ebeveynlerinin yanında dururlar bir süre.

Şans eseri bir arkadaş bulurlarsa, biraz nefes alırlar. Köşe bucak bir yerde oturur, sohbet eder, etrafı izlerler.

Kalabalığın içinde kendi küçük dünyalarını kurarlar. Turizmin veremediği alanı kendileri için yaratmaya çalışırlar.

Oyun salonu varsa tesiste ve son trend bilgisayar oyunları kurulu ise bir süre oraya sığınırlar, hatta müdavimi olurlar.

Ama jeton maliyetleri kısa sürede göze batar. O kapı da uzun süre açık kalmaz.

Geriye ne kalır?

Lobi…

Çünkü en güçlü internet bağlantısı genelde oradadır. Saatlerce telefonlarıyla vakit geçirirler. Gece uzar…

Odaya çıkmak da her zaman kolay değildir. Çünkü oda kartı sınırlı sayıda verilmiştir.

Ve bazen… O koltuklarda uyuyakalanlar olur. Üzerlerine battaniye servisi yaptıklarımızı hatırlarım.

Ama bu da pek umurlarında olmaz. Çünkü otel, doluluk sebebiyle, son check-in manevrasında aileye ek yataklı bir oda vermiştir. Ergene de genelde bu yatak düşer.

Biraz iri kıyımsa ergenimiz, bu ek yatak, lobi kanepesinden daha rahat değildir.

Geçmişte bazı tesislerin ‘’Teenage Club’’ girişimleri oldu ama çoğu zaman doğru anlaşılamadığı için uzun ömürlü olamadı.

Çünkü olay sadece alan açmak değildi.

"Tatil yerini çocuk belirler" diye bir klişe vardır. Aslında tatili çocuk değil, ergen belirler. Bu gerçeği kimse görmez.

Nitekim, çocuk, ısrar etse de, eğer seçilen yer ebeveynin ekonomik, lokasyonel, zamanlama ve hizmet çeşitliği açısından kabul etmediği bir yer ise çocuğu bir şekilde ikna eder, başka yere gitme konusunda. Ama ergense… hadi ikna edin bakalım. Kendini odaya kilitler, istediği şey olmazsa tatili kabusa çevirebileceğini hissettirir.

Bazen alkole ulaşabilenler olur. Oteldeki bir yetişkin aracılığıyla ya da köşedeki marketten... Bu da tabii ki başka sorunlara yol açar.

Davranışlar taşkınlığa, şiddete, otel malzemelerine zarar vermeye dönüşebilir. Gece müdürleri ve güvenlik personelleri böyle anları iyi bilirler.

Ebeveynler çoğu zaman sonuçlarından, oteli sorumlu tutarlar; "Nasıl alabildi, kim verdi alkolü" diye.

Oysa çoğu zaman sorun sadece o noktaya gelinmesidir. Sistem alan sunmadığında, boşluklar başka yollarla doldurulur.

‘’Herkes çocuğuna sahip çıksın’’ diyebilirsiniz. Ama "ergen" fiziksel, duygusal, hormonal en değişken dönemi yaşayan insandır ve kontrolü her zaman kolay değildir.

Turizm sektörü, bu arayışın içindeki bir misafir grubuna yıllardır hiçbir şey sunmaz.

Bu sadece görmezden gelinen bir misafir değil… anlaşılmamış bir insan dönemidir.

Peki ne yapılabilir?

Aslında çok karmaşık çözümler gerekmiyor. Sadece bu yaş grubunu gerçekten görmek gerekiyor. Görülmeyen bir misafir için çözüm üretilemez.

Bir alan tanımlanmalı tabii… Ama bu alan ‘’mini kulübün bir büyüğü’’ şeklinde düşünülmemelidir.

Daha özgür, daha sade, oturabilecekleri, konuşabilecekleri, kendilerini rahat hissedecekleri bir ortam. Çünkü ihtiyaçları aktiviteden çok ait hissedebilecekleri bir yer.

Zorunlu eğlence yerine, isteğe bağlı akışlar kurulmalıdır. Bu yaş grubu yönlendirilmekten çok seçmek ister.

Dijital dünyaları yok sayılmamalıdır, telefonu ellerinden almaya uğraşmayın. Aksine, doğru şekilde dahil etmeye gayret edelim.

En önemlisi, birbirlerini bulmalarını kolaylaştırmak olabilir. Çünkü en büyük ihtiyaçları, bağ kurmaktır.

Bu yaş grubuyla çalışan ekipleri, animatörlerden oluşturmayın. Bu ekip rehber gibi olmalıdır. Baskı kurmayan, ama gerektiğinde yanında olan.

Ve ebeveynlere de küçük bir hatırlatma:

Bu tatil sadece sizin deneyiminiz değil. Yanınızda hassas ruhlar olduğunu unutmayın.

Özgürlük sunarken sınırları doğru çizmek, belki de en kritik denge.

Yeni bir aktivite eklemek yerine, bu yaş grubuna “Seni görüyorum” diyebilmektir.

Ve mutsuz olmuş bir ergeni, aynı tesise bir daha asla getiremezsiniz.

Çünkü o ailenin bir sonraki tatil kararında kesinlikle etkili olacaktır.

Turizm, bu gerçeği ne kadar geç fark ederse, sadece bugünü değil, yarını da kaybedecek.