Sık sık, küresel krizle yüz yüze gelmeye başladık. ABD ve AB gibi güçlü ekonomilere sahip ülkelerde bile, yavaş yavaş tehlike çanları çalmaya başladı. Yeni yeni palazlanmaya başlayan bizim gibi gelişmiş ülkelerin ise, bu kaos ortamından...

Sık sık, küresel krizle yüz yüze gelmeye başladık.
ABD ve AB gibi güçlü ekonomilere sahip ülkelerde bile, yavaş yavaş tehlike çanları çalmaya başladı.
Yeni yeni palazlanmaya başlayan bizim gibi gelişmiş ülkelerin ise, bu kaos ortamından karlı mı, zararlı mı çıkacağı henüz belli değil.
Her sektörde tek tabanca olmayı becermiş, sanayinin birçok dalında patentleri ellerinde bulunduran büyük şirketlerin, dünya pazarlarındaki hegemonyası göçme noktasına gelince, o ülkelerde de ekonomi büyük ölçüde erozyona uğramaya başladı.
Yıllardır montaj sanayiyi eleştirip durduk.
Güçlü bir sanayiye sahip olabilmek için, öncelikle çok ciddi kaynak aktarımıyla, bilimsel araştırmaya dayanan ve bu çalışmayla yeni ve farklı teknolojiler üretmek, belli kalitede yakalama yanında, ekonomik olan ürünleri dünya pazarlarına sunup rekabet edebilecek gücü elde edebilmek için de sermaye birikimi gerekmektedir.
Çok daha önemlisi, tüm bunları gerçekleştirebilmek için de, üretim sürecinde bu teknolojiyi kullanabilecek uzman kadrolara ihtiyaç vardır.
İşte bu aşamada, montaj sanayi Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için, bir sıçrama tahtası olmuş, montajla elde edilen bilgi birikimi ve deneyim, yeni teknolojilerin yaratılmasının temel unsuru olmuştur.
Türkiye bugün ihracatının yarısından fazlasını hem de sanayi dalında AB’ye yapma noktasına geldi.
Geçmişte fındık fıstık gibi tarım ürünlerini ihraç ederek döviz bulmaya çalışırdık.
Bir kamyon fındık fıstığa karşılık bir basit sanayi ürününü ithal ederdik.
Örneğin, bir kamyon ıspanağa karşılık bir araba lastiği alıyorduk.
Türkiye bugün için ARGE’ye büyük önem vermeye başladı.
Üniversiteler ve bilim adamları nihayet, siyasete yönelme yerine, uzmanlık dallarına yani bilimsel araştırmaya yelken açmaya başladılar.
Böyle bir süreç, yıllardır pazarlara hakim olan ülkelerin şirketlerini zora sokmaya başlayınca bunların yerini gelişmekte olan ülkelerin şirketleri almaya başladı.
Japonya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler de bu pazarı zorlayan hatta belirleme noktasına gelen ülkeler haline geldiler.
Bu kavga devlerin kavgası.
Devleşebilmek için, çok çalışmak, disipline olmak, istikrarı sürdürebilmek şart.
Türkiye devler arasında savaşırken, devleşen Türkiye’den rahatsız olanların oyunlarına gelmekten özellikle kaçınmamız gerekiyor.
Hele hele, siyasi kaygılarla, Türkiye’nin önünü kesmeye dönük girişimler, bu ülkeye ve bu ülke insanına yapılacak en büyük kötülük hatta ihanettir!