Neden çok kritik günlerden geçtiğimizi izah etmeye gerek var mı? Sanmıyorum. Hangi etnik kökenden, hangi din ya da mezhepten hatta hangi ideolojiye ya da siyasi yapıya mensup olursak olalım, 78 milyon vatandaşımızın, istim üzerinde, huzursuz...
Neden çok kritik günlerden geçtiğimizi izah etmeye gerek var mı?
Sanmıyorum.
Hangi etnik kökenden, hangi din ya da mezhepten hatta hangi ideolojiye ya da siyasi yapıya mensup olursak olalım, 78 milyon vatandaşımızın, istim üzerinde, huzursuz bir biçimde yaşadığını söylemek için müneccim olmaya da gerek yok.
Böylesine büyük bir kaosun hatta acımasızlığın tavan yaptığı, insanlıktan nasibini almamışların oluşturduğu terör ortamını yaratan beyinsizlerin vahşetleri, hayvanlara bile taş çıkartacak ölçülere varmış durumda.
Bu rezil durum, insan olmanın doğal bir sonucu mu?
Yoksa, insanlıkla alakası olmayan hatta hayvan bile diyemeyeceğimiz canavarların ortaya koydukları özel bir durum mu?
Bence, ne o, ne o!
Her ikisi de söz konusu.
Tarihin derinliklerine inmeye bile gerek yok.
Günümüzde canlı bombalarla yüzlerce insan öldürülebildiği gibi, din adına insanların kafaları kesilerek infaz edilebiliyor.
Bu rezil durumun, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde giderek yaygınlaşması bir tesadüf olamayacağı gibi, batının gelişmiş ülkelerinde bu tür vahşetin önemli ölçüde ortadan kalkmış olmasına bakarak, bu ülkelerin bu vahşetle ilgilerinin olmadığını söylemek de mümkün değil.
Her çatışmanın ve savaşın içinde, şu ya da bu biçimde, şu ya da bu gelişmiş ülkelerin olduğunu görüyoruz.
Bu konunun derinliğine inmek için bu köşenin yetersizliği ortada.
Ama şu gerçeğin de altını özellikle çizmemizde yarar var.
Her sorunumuzun sorumlusu olarak birilerini göstererek işin içinden sıyrılıp sorumluluktan kaçtığımız taktirde, sorunlarımızın üstesinden gelmemiz imkansızlaşır.
Olaya bu açıdan bakarak, kısaca bir değerlendirme yaparsak, son yıllarda ülkemizin dış politikasını belirleyen Erdoğan ve Davutoğlu, uluslararası konjonktürü ve güç dengelerini hesaba katmadan, dünyaya meydan okuma saçmalığı içine girdiler.
Ortadoğu’yu hala ortaçağda, biz de Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü zamanındaymışız gibi sanmanın komikliği içinde, ülkemizi ve ülke insanımızı çok tehlikeli bir maceraya doğru sürükledikleri inancındayım.
Arap Baharının sonucunun ne olacağını hesap edemeyerek, Irak, Suriye, Mısır ve Libya gibi Ortadoğu ülkelerinin iç işlerine balıklama dalmamız hatta Suriye’de rejimi değiştirme iddiasıyla yola çıkmamız nedeniyle başta Rusya, İran, Irak ile papaz olmuş durumdayız.
ABD ile de, 1 Mart tezkeresi sonrasında, karşılıklı güvene dayalı bir müttefiklikten söz etmemiz mümkün değil.
Bundan böyle Ortadoğu’da ABD’nin İsrail’den sonra en güvendiği müttefiki Kürtler olacak!