​ALANYA’DA sezon başı veya sezon sonu gözetmeksizin en hareketli bölge; turistik eşyaların, hediyeliklerin, giysiden çantaya, bavula kadar vitrinlerin dolu dolu olduğu çarşıydı.

O bölgeden geçerken, alışveriş yapsın ya da yapmasın mutlaka bir kalabalık olurdu.

Özellikle Avrupalı turistler ve yerleşik yabancılar mutlaka bu bölgeyi dolaşır; oradan denize nazır bir restorana oturur, denizin ve gökyüzünün mavisinde kaybolan bakışlarla mutluluğun resmini çizerlerdi.

Yerli insanımızdan çok daha iyi şartlara sahip bu insanlar, aslında hepimiz için birer "Abidin"di.

​Dün o çarşıya uğradım, esnaflarla konuştum. Birçoğu vakit geçirmek için iş yerini açtığını dile getirdi.

Hatta içlerinden, "Rüzgâr görürsen söyle, bizim yaprağa da bir uğrasın," diyenler oldu. İnsanların mutsuzluğunu anlamak çok kolay:

Gözleri size baksa bile bakışları donuksa, sizi canı gönülden dinleme süresi kısaysa mutlaka kafasında sorunlar vardır. Ya hastası ya borcu ya gelecek kaygısı vardır ya da aşıktır...

​45 yaşlarında; çanta, valiz, cüzdan gibi ürünler satan birine selam verdim.

Duymadı bile. Sonra bir kez daha "Merhaba," dedim. Baktı, "Buyurun," dedi. Yüzünde garip bir düşünce vardı.

​"Sigortası yok muydu?" diye sordum.

"Neyin?" dedi.

"Titanic," dedim.

"Ne alaka?" dedi.

"Sizin değil miydi o gemi?" dedim.

​Anlamaya çalışırken, konuşmasına hiç izin vermeden: "Bence çok düşünmeyin, hayata biraz daha pozitif bakın. Sıkıntılarınızı aşacak enerjiyi mutlaka muhafaza edin, en önemlisi sağlık," dedim.

​"Haklısın," dedi ve ekledi: "Titanic benim olsa bu kadar etkilenmezdim. Çünkü zenginler akıllı olur; beş gemi paraları vardır ama sadece bir gemi yaptırırlar.

Biz yarım gemilik paramızla bir gemi yaptırdık, şimdi işin içinden çıkamıyoruz."

​Çok güzel bir özeleştiriydi.

Beklentisini sordum, "Erciyes’te kar erirse biz de düze çıkarız," diye cevapladı. "Küresel ısınma var, sabır," dedim ve tokalaşıp uzaklaştım.

​Moral vereyim derken moralim bozulmuştu. Erciyes’in karı erirse küresel iklim değişikliği bizi vuracak, erimezse esnafı...

"Hadi gel çık bu işin içinden," diye söylene söylene rıhtıma doğru yürüdüm. Restoranlar bomboş... Diyeceksiniz ki Ramazan ayı; zaten o mekanlara yerli insanımızdan çok turistler ya da yerleşik yabancılar gider.

​Yürüdüm ve banklarda oturan insanların dalgın hali dikkatimi çekti. "Oruç tutuyorlardır, normal," diye teselli ettim kendimi.

Tam karşımda trafikte küçük bir tartışma yaşandı; neyse ki sürücülerden biri, "Şu mübarek ayda tövbe tövbe," deyip uzaklaştı.

​Bizim çarşının hali şimdilik bu.

Dilerim bu boğucu ve iç karartıcı ruh hali, yeniden bir mutluluk resmine döner. Az daha sabır demekten başka bir yol da görünmüyor.

​Esen kalın.