ALANYA’DA Milli Eğitim Bakanlığı koordinesinde öğrencileri okumaya ve yazmaya teşvik etmek, yazma becerilerini geliştirmek, özgüvenlerini güçlendirmek ve dilimizin zenginliklerini tanıtmak amacıyla başlatılan “Alanya Basınında Dilimizin Zenginlikleri Projesi” devam ediyor.
Alanya Kaymakamlığı başkanlığında, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Alanya Aktif Gazeteciler Cemiyeti iş birliği ile hayata geçirilen proje çerçevesinde 2026 yılının ocak ayında İlkokul-Ortaokul öğrencileri Dede Korkut Hikayeleri Anahtar Kelimeler Hikaye Yazma çalışması,
lise öğrencileri Dîvânu Lugâti’t-Türk Okumaları Deneme Yazma Çalışması alanında eserlerini oluşturdu. Seçici kurul; Barbaros Azakoğlu Ortaokulu'ndan Simay Özbay, Dr. Şahin Birsel Biçer Ortaokulu'ndan Deniz Ekmekçioğlu, Kestel Akdeniz İlkokulu'ndan Beyza Eriş, Okurcalar Berat Hayriye Cömertoğlu Ortaokulu'ndan Emine Berra Kavaklı, Özel Alanya Yedi Bilim Fen Lisesi'nden Derin Bilgin, Özel Alanya Yedi Bilim Ortaokulu'ndan Serra İhtiyar, Özel Yaşam Tasarım Ortaokulu'ndan Mehmet Çağan Çağrıcı'ya ait eserleri yayınlanmaya değer buldu. Alanya Basınında Dilimizin Zenginlikleri Projesi kapsamında ocak ayında eserleri seçilen Simay Özbay, Deniz Ekmekçioğlu ve Beyza Eriş’in kaleme aldığı eserler şu şekilde:

SİMAY ÖZBAY / KURAKLIKTA SU BULMA PLANI
Bundan yüzyıllar önce kadın-erkek demeden herkesin eşit haklara sahip olduğu, kız-oğlan ayrımı olmadan tüm çocukların ata binmeyi öğrendiği Oğuz boyunda yaşayan 11 yaşında bir kız çocuğu varmış. Ata binme, ok-yay ve kılıç kullanmada çok iyiymiş. Oyun yerine boyunun sorunlarını ve nasıl çözülebileceğini düşünür, onlarla ilgilenirmiş. Kendi yaşlarında ve kendisi gibi düşünen bir arkadaşı varmış. Birlikte boyun sorunları hakkında konuşurlarmış.
Bir gün büyük bir kuraklık baş göstermiş. Nereye göç ederlerse etsinler bir türlü su bulamıyorlarmış. Yağmur yağmaz, ağaçlar meyve vermez olmuş. Etrafta avlayabilecekleri hiç hayvan kalmamış. Sonunda kurultay toplanmış. Bu sırada kız gizlice kurultayı dinlemiş, bir çözüm yolu bulunması gerekiyormuş. Düşünmüş, düşünmüş... Derken kızın aklına bir fikir gelmiş. Arayıp su kaynağı bulacak ve boyuna söyleyecekmiş. Ama kimsenin haberi olmamalıymış. Bu nedenle gece gitmeye karar vermiş.
Çadırına giderken arkadaşı ile karşılaşmış. Arkadaşı onda bir farklılık hissetmiş ve ne olduğunu sormuş. Kız söylememiş. Arkadaşı ısrarla birkaç kez daha sorunca sonunda duyduklarını ve planını anlatmış. Çünkü ona güveniyormuş. Arkadaşı da kıza eşlik etmeye karar vermiş. Hemen çadırlarına gidip götüreceklerini hazırlamaya başlamışlar. Yanlarına örtü, kılıç, yay, ok, su ve azık koymuşlar. Hava karardığında buluşup yola koyulmuşlar. Tabii at ile gidiyorlarmış. Bir süre sonra durmuşlar ve havanın aydınlanmasını beklemişler. Güneş doğmuş. Biraz su içip bir şeyler yemişler. Sonra da yola devam etmişler. Dağlar tepeler aşmışlar, kurumuş göller ve nehirler ile karşılaşmışlar. Yolda ceviz ve fındık bulmuşlar. Hemen yanlarına almışlar. Aradan iki gün geçmiş. Tam yemekleri tükenecekken bir tavşan avlamışlar. Ateş yakıp tavşanı pişirmişler. Sonunda et yiyebildikleri için çok sevinmişler. Ertesi gün yolda karşılarına bir ayı çıkmış. Hemen oklarını ve yaylarını almışlar. Tam ayı onlara saldırmak üzereyken, ayıyı öldürmüşler. Sonra karşılarına baktıklarında bir göl görmüşler. Hem de kuru değilmiş, suyu çok güzel gözüküyormuş. Dağlardan dereler ile kıvrıla kıvrıla inen su göle karışıyormuş. Atlarından inmişler. Birlikte suyun yanına giderek su içmişler. Çevrede kuş sesleri varmış. Tam aradıkları yermiş.
Boylarına geri dönmeden önce ayının postunu yüzmüşler. Postu kuruması için güneşe sermişler. Kurumasını beklerken ise ayının dişlerini almışlar, yanlarına su almışlar ve azık hazırlamışlar. Hava kararınca yola çıkmak için günün aydınlanmasını beklemişler. Ertesi gün sabah erkenden; azıklarını, ayının dişini ve postunu alarak geri dönüş yoluna çıkmışlar. Üç gün sonra boyun konakladığı yere ulaşmışlar.
En yakınlarındaki kişilere ayı dişini ve postunu göstermişler. Ayrıca su bulduklarını söylemişler. Oradakiler hemen hükümdara ve Dede Korkut'a haber vermişler. Onlar geldiğinde ise yaşadıklarını teker teker anlatmışlar. Ayı dişini ve postunu da göstermişler. Dede Korkut'un ad verme zamanı gelmiş. Dede Korkut önce kıza dönmüş "Çok iyi düşünmüşsün ve çok zor bir işe kalkışmışsın. Fakat vazgeçmemiş ve cesur olmuşsun. Adın Hanım olsun. Ama Türk'üz değil mi? Türk Hanımı, Türkhan senin adın Türkan olsun kızım." Sonra sıra Türkan'ın arkadaşına gelmiş. "Sen de cesur birisin. Ayrıca arkadaşına yardım etmişsin. Han, biz Oğuz boyuyuz senin adın Oğuzhan olsun oğlum." demiş. Bu sırada biri koşarak gelmiş ve "Hükümdarım; karınız açlıktan ve susuzluktan, o kadar bitkin ki çözüm yolu bulunmazsa ölebilir. " demiş. Tek seçenek Türkan ve Oğuzhan'ın bulduğu gölmüş. Boya haber salınmış. Hemen toplanmışlar ve yola çıkmışlar. Üç gün sonra göle ulaşmışlar. Sonunda kuraklıktan kurtuldukları için çok sevinmişler. Hükümdarın karısı da kısa sürede iyileşmiş.
Herkes toplanmış. Yarım kalan ad verme törenini bitireceklermiş. Dede Korkut "Siz birlikte yardımlaşarak gittiğiniz için başardınız. Birlik olmadan dirlik olmaz. Ayrıca cesaretiniz yönünden de sizi tebrik ederim." demiş. Hükümdar ise "Çok teşekkürler. Siz olmasaydınız, ne yapardık bilemiyorum. Ayrıca ben öldükten sonra boyumuzun başına sizin geçmenizi istiyorum. Size sonsuz güvenim var. Bu cesaretiniz için ne yapsam az gelir. Sizin için ne yapabilirim?" demiş. Türkan ve Oğuzhan "Rica ederiz, hiçbir şeye gerek yok. Sadece sizin için uygunsa okçuluk ve kılıç konusunda çok iyi olan kişilerden eğitim görmek istiyoruz." demişler. Hükümdar seve seve Türkan ve Oğuzhan'ın isteklerini kabul etmiş.
Yıllar geçmiş. Bu sırada Türkan ve Oğuzhan eğitimlerini tamamlamışlar ve zamanı gelince evlenmişler. Hükümdar öldüğünde ise tahta geçmişler. Boylarını eşitlik adalet ve huzur içinde yönetmişler. Yaşadıklarını ise hiç unutmamışlar ve zor durumları birlikte ve cesaretle aşmışlar. Yüzyıllar geçmiş. Hiç ölmemişler. Hikayeleri kitaplarda ve destanlarda, adları ise başka kişilerin isimleri olarak yaşamaya devam etmiş.

DENİZ EKMEKÇİOĞLU / DAĞ GİBİ YİĞİT TUFAN
10 aileden oluşan bir Oğuz Boyu varmış. Bu boy içinde bir tane Oğuz Türk'ü varmış ki bu kişi çok iri yarı imiş. Öyle ki boyu dağ kadar büyük; eni ise ırmak kadar genişmiş. Bu genç çok uysal sakin imiş. Atalarının dedikleri her şeyi yaparmış. Bu genç atalarını, ataları da bu genci çok severmiş. Ancak bir sorun varmış; oda bu gencin karnının doyurulması imiş. Diğer ihtiyaçları bir şekilde karşılanıyormuş.
Bu dağ gibi iri yarılı genç yüzünden boy beyi, hakan ile kavga etmiş. Hakan da bu yiğidin ailesini topraklarından sürgün etmiş. Oğuz ailesi üzgün bir şekilde ata toprağından ayrılmak zorunda kalmış. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. En sonunda güvenli olduğunu düşündükleri ıssız, çorak, topraklarında ot bile bitmeyen bir araziye gelmişler. Bu arazide sadece iki dağ ve dağların arasından akan küçük bir nehir varmış. Bunun dışında ne bir kaya ne bir taş hiçbir şey yokmuş. Her yer çorak verimsiz araziden oluşuyormuş. Oğuz Boyunun Beyi, biz bu araziye yerleşelim demiş; ama herkes itiraz etmiş. Çünkü bu topraklarda ot bile bitmezken karınlarını nasıl doyuracaklarmış. Üstelik birde karnını doyurmaya imkânlarının yetmediği, adı henüz olmayan dağ gibi bir genç de varmış.
Bu sırada Rum diyarına gitmek için Dedem Korkut bu çorak araziden geçiyormuş. Dedem Korkut’u daha önce tanıyan Oğuz Beyi koşarak onun yanına gitmiş ve fikir almış. Dedem Korkut Oğuz Beyi'nin bu çorak araziye yerleşmesini onaylamış ve parlak bir fikirde vermiş. Demiş ki; sizde dağ gibi olan bir yiğit Oğuz genci var, bundan istifade edin. Oğuz Beyi merakla sormuş nasıl diye? Dedem Korkut demiş ki: Şu iki dağın arasındaki ırmağı görüyorsunuz ya, bu dağ gibi büyük olan genci bu nehrin önüne koyup bent yapın, sular biriksin biriken sularda balık oluşur, bu balıklarla bu dağ gibi olan yiğidin karnını doyurursunuz hem de biriken sularla toprağı sular bu çorak toprakları verimli hale getirirsiniz, demiş. Dedem Korkut’un bu fikri Oğuz Beyi'nin çok hoşuna gitmiş ve dediklerini bir bir yapmış. Oğuz Beyi hem dağ gibi yiğidinin karnını doyurduğu gibi, hem de bu çorak araziyi cennetten bir köşe yapmış.
Bu cennete dönüşen çorak arazi dünyada nam salmaya başlamış. Her ülke lideri bu yeri konuşur olmuş. Dillere destan olmuş. Bu yere sahip olmak isteyen düşmanlar ortaya çıkmış. Düşmanlar birleşmiş atam Oğuz Beyi'nin yurt tuttuğu bu cennet vatanı almak için yüz bin kişilik bir ordu ile saldırıya geçmiş. Oğuz Beyi'nin gücü ise kadın, erkek, çocuk, yaşlı sadece yüz kişi imiş. Atam Oğuz Beyi bu kalabalık düşman karşısında çaresiz kalmış. Ne yapacağını da bilememiş. Bin bir uğraşla fedakârlıkla oluşturduğu bu cennet vatanı da düşmanlara teslim etmek istemiyormuş.
Bu sırada Rum diyarından dönen Dedem Korkut bilgeliği ile Oğuz Beyi'ne yardımcı olmuş ve demiş ki: “Türkün tarih boyunca pek çok düşmanı oldu. Nice zamanlar sayımız hep azdı. Ama keskin zekâmızı kullanarak çoğa galip geldik” demiş ve aklındaki planı oğuz beyi ile paylaşmış. "Bak oğul düşmanları dağın önüne çek, hepsi dağın önüne geldiğinde ırmağın önünde bent oluşturan dağ gibi yiğidin suyun önünden çekilsin, bentten hızlıca boşalan sular düşman ordularını sular altında bırakır yok olurlar” demiş. Oğuz Beyi, Bilge Dedem Korkut'un dediklerini bir bir yapar. Düşman ordularını su bendinin önüne çeker. Düşman saldırısı başlayınca da bendin önünde bulunan dağ gibi oğuz yiğidi su bendinin önünden çekilir ve düşman askerleri suların altında kalarak yok olur.
Dedem korkut bu yiğide, yaptığı kahramanlık ve gösterdiği üstün cesaretten dolayı TUFAN adını verir. Bu oğuz boyu TUFAN sayesinde, bu cennet vatanda mutlu bir şekilde yüzlerce yıl yaşar. Bir daha da bu cennet vatanı almak için hiçbir düşman saldırıya geçmeye cesaret edemez.

BEYZA ERİŞ / GÖÇEBELERİN BAŞINA GELENLER
Bir varmış bir yokmuş dağların eteklerinde göçebelerin yaşadığı yerde üç çocuk varmış. Bu çocukların adı Boğaçhan, Aybüke ve Uruz’muş. Bu çocuklar birkaç kere Tepegöz karşısına çıkıp bütün göçebeleri kurtarmakla biliniyormuş. Havanın pırıl pırıl olduğu bir gün Tepegöz yine köyün etrafında sinsice dolanıp plan yapmaya başlamış. Tepegöz bu köye girmek için tüm yolları denemiş. Aklına hiçbir şey gelmemiş. Saatlerce düşünmeye devam etmiş. 3 saatin ardından aklına şahane bir fikir gelmiş. Hemen arkasındaki dağa çıkmış. Amacı bir heyelan üretmekmiş.
Ama Tepegöz dağa çıkarken çok yorulduğu için biraz dinlenmeye karar vermiş ve uykuya dalmış. Bu sırada Boğaçhan, Aybüke ve Uruz dağın az ilerisindeki çeşmeye su doldurmaya gitmişler. Ne bilsinler Tepegöz’ün köyün etrafında olduğunu. Bu olaydan habersiz başlamışlar su doldurmaya. 2 testi, 5 testi, 8 testi, 15 testi derken bir türlü bitmek bilmemiş. Tam 32 testi doldurmuşlar. Ardından orada biraz dinlenip eve gitmeyi düşünmüşler. Herkes bu fikri çok iyi olur diyerek onaylamış.
Çocuklar dinlenirken Tepegöz uyanıp işe koyulmuş. Bir iple kayaları oynatmış. Bu sırada toprak hareket etmiş ama Tepegöz daha büyük bir heyelan istediği için kayayı daha çok çekmiş ve büyük bir toprak parçası göçmenlerin yaşadığı çadırların üzerine düşmüş. Çadırların yarısı toprak altında kalmış. İleride kalan çadırlara ise bir şey olmamış.
Tepegöz hemen çadırların yanındaki ormana gidip saklanmış. Bu sırada olayı gören çocuk Aybüke, Boğaçhan ve Uruz’a haber vermeye gitmiş. Haberi aldıktan hemen sonra çocuklar koşa koşa Tepegöz ’ün olduğu yere varmışlar. Uruz çadırlar ve dağı düşünmüş. Aybüke ağlayanların arasına karışıp sakinleştirmeye çalışırken çocuklar Tepegöz’ün peşine düşmüşler.
Birkaç saat Tepegöz’ü aradıktan sonra bir köşede Tepegöz’ü sıkıştırmışlar ve hesap sormuşlar. Ama nasıl hesap sormuşlar: Tepegöz’ün mağarasının içine berbat kokan çiçeklerden doldurmuşlar. Tepegöz ne yapacağını şaşırmış. Ne yapsa kokuyu geçirememiş ve oradan taşınmak zorunda kalmış. Köylüler toprak altında kalan çadırlarını kurtarıp, o gece hep beraber Tepegöz’ ün gidişini kutlamışlar. (Devam edecek… / Haber MERKEZİ)





