ALANYA denince akla gelen ilk görüntü; masmavi bir deniz, altın sarısı kumlar ve o meşhur gün batımıdır. Ancak yıllardır süregelen bir "gelenek" var ki, bu muazzam tabloyu her akşam yarım bırakıyor: Plaj büfelerinin erken kapanma zorunluluğu.

Turizm sezonu yaklaşırken, Alanya’nın kalbi olan plajlarda yine aynı belirsizlik ve huzursuzluk hâkim. Gün doğumu ile gün batımı arasına sıkıştırılmış bir ticaret anlayışı ne bu şehre ne de buraya binlerce kilometreden gelen turistin beklentisine hitap ediyor.

Düşünün; Norveç’ten, Almanya’dan ya da dünyanın bir başka ucundan Alanya’ya gelmişsiniz. Hayaliniz, ayın denize vuran şavkı eşliğinde, dalga sesleri arasında huzurlu bir akşam yemeği yemek. Ancak tam ana yemeğinize odaklanmışken, garson başınızda bitiveriyor: "Kapatıyoruz efendim."

İkinci uyarı nezaketi zorluyor, üçüncü uyarıda ise misafir yemeğini yarım bırakıp kalkmak zorunda kalıyor. Turizm sadece yatak ve güneş değil, bir "deneyim" pazarlamaktır. Biz ise misafirimize en güzel deneyimi yaşatacağımız saatlerde, onları plajdan adeta kovuyoruz. O turist ülkesine döndüğünde Alanya’yı "güneşin erken battığı, misafirin sofradan kaldırıldığı yer" olarak anlatıyor.

Bu meselenin bir de vitrinin arkasındaki yüzü var: Esnaf. İşletmeciler sadece ekonomik bir dar boğazla değil, aynı zamanda ciddi bir prestij kaybıyla da mücadele ediyor. Bugün Alanya plajlarındaki büfe işletmecileriyle konuştuğunuzda tek bir ortak cümle duyuyorsunuz:

"Kendi paramızla rezil oluyoruz. Misafirimiz 'Bir kadeh daha şarap içebilir miyiz?'' dediğinde, başımızı öne eğip 'Yasalar izin vermiyor' demekten yorulduk.

Dünyanın en güzel sahilinde, müşterimize mahcup oluyoruz."

Artan maliyetler, personel giderleri ve yüksek kiralar altında ezilen büfe sahipleri için sadece gündüz satılan içecek ve atıştırmalıklar artık işletmeyi döndürmeye yetmiyor. Akşam servisi, esnaf için sadece "kar" değil, bir "can suyu" ve ayakta kalma mücadelesidir.

Güvenlik ve denetim hassasiyetlerini anlamakla birlikte, çözümün "toptan kapatma" olmadığı aşikârdır. Alanya’nın turizm vizyonunu kurtaracak akılcı adımlar atılmalıdır:

Plaj hizmeti (şezlong, şemsiye) ile "gastronomi hizmeti" birbirinden ayrılmalı. Akşam 20:00’den sonra şezlonglar toplanabilir ancak mutfak ve masa servisi gece yarısına kadar esnetilmelidir.

Gürültü ve çevre kirliliği endişesini gidermek için, akşam servisi yapacak işletmelere özel standartlar getirilmelidir. Desibel sınırı ve ışık kirliliği denetimleri ile huzur korunabilir.

Sahil bandında belirli saatlerde devriye ve ışıklandırma artırılarak güvenlik endişeleri bir "engel" olmaktan çıkarılmalıdır.

Alanya’nın birçok lokasyonunda denize sıfır gerçek restoran işletmesi bulmak zor. Bu boşluğu doldurabilecek en büyük potansiyel plaj büfeleridir.

Eğer biz bu potansiyeli ellerimizle boğmaya devam edersek, komşu ülkelerin ve rakip destinasyonların sahil restoranlarındaki doluluk oranlarını sadece izlemekle kalırız.

Plaj büfelerinin çalışma saatlerinin esnetilmesi, sadece bir ticari talep değil, bir vizyon meselesidir.

Esnafın "mahcup olma" yükünü omuzlarından almalı, turiste ise hayalini kurduğu o akşam yemeğini çok görmemeliyiz.

Gelin, bu sezon ay ışığının plajlardaki sofraları aydınlatmasına izin verelim. Çünkü turizm, güneş battıktan sonra da devam eden bir masaldır. Bu masalın sonunu karanlıkta bırakmayalım.

Esen kalın…