Antalya'nın Akseki ilçesine bağlı Güçlüköy Mahallesi'nde faaliyet gösteren bir kalsit ocağının kapasite artırımı talebiyle düzenlenen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısı itirazlarla karşılandı. Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem ve mahalle sakinleri, madenin üretim hacminin büyütülmesi yerine tamamen kapatılmasını talep etti.
Erdem'in aktardığı güncel proje verilerine göre, tesiste yıllık 1,5 milyon ton olan üretimin 2,5 milyon tona yükseltilmesi planlanıyor. Bu artışın yalnızca üretim rakamlarında kalmayacağını belirten Erdem, kamyon trafiği, toz, gürültü ve patlatma faaliyetlerinin de aynı oranda yoğunlaşacağını vurguladı. Bölgenin tarım, hayvancılık ve zeytincilikle geçindiğine dikkat çekilerek, maden genişlemesinin su kaynakları ile meralar üzerinde yaratacağı tahribatın altı çizildi.
ÇED SÜRECİNDE NELER TALEP EDİLİYOR?
Toplantıda söz alan yetkililer, ÇED raporlarının bir formalite gibi işletilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Yeni Parti Milletvekili Erdem'in açıklamasına göre, patlatmaların yaratacağı titreşim, hava kalitesindeki düşüş ve yeraltı sularının göreceği zararın bağımsız kurullar tarafından bilimsel verilerle incelenmesi isteniyor. Ayrıca, artan madencilik faaliyetlerinin bölge genelinde orman yangını riskini tetikleyip tetiklemeyeceğinin de rapora eklenmesi talep edilen başlıklar arasında yer aldı.
TOROSLARDA MADENCİLİK BASKISI NASIL BİR BOYUTA ULAŞTI?
Antalya'nın batısından doğusuna, Kaş'tan Gazipaşa'ya ve Gündoğmuş'tan Finike'ye kadar uzanan ormanlık alanlar son yıllarda artan taş ve maden ocağı ruhsatlandırmalarıyla dikkat çekiyor. ÇED süreçleri, kapasite artışı talep eden şirketler ile geçimini tarım ve orman ürünlerinden sağlayan yerel halkı sık sık idari itirazlarda karşı karşıya getiriyor. Güçlüköy'deki kapasite artışı tartışmaları da bölgenin ekolojik dengesini korumaya yönelik bu genel bölgesel eğilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Madencilik faaliyetlerine kategorik olarak karşı olmadıklarını ancak insan ve doğa yaşamını tehdit eden projelere onay verilmemesi gerektiğini belirten bölge temsilcileri, Güçlüköy halkının kaygıları giderilmeden resmi makamlardan onay çıkmaması çağrısında bulundu. Sürecin, sadece birkaç yıllık üretim hesabı üzerinden değil, gelecek nesillerin su ve toprak hakkı gözetilerek yürütülmesi gerektiği ifade edildi.




