ABD'de 3 Kasım'da düzenlenen ara seçimler, siyasi dengeleri değiştiren sonuçlara sahne oldu. Cumhuriyetçi Parti'nin uzun yıllardır elinde tuttuğu Maine Senato koltuğu, Demokratların kontrolüne geçti. 1997 yılından bu yana eyaleti ABD Senatosunda temsil eden 73 yaşındaki Susan Collins, altıncı kez seçilme hedefiyle girdiği yarışta Demokrat Troy Jackson'a mağlup oldu.
Collins'in yenilgiyi kabul etmesiyle yalnızca Maine'de değil, ABD'nin kuzeydoğusundaki altı eyaleti kapsayan New England bölgesinde de önemli bir siyasi dönem sona erdi.
30 YILLIK SİYASİ KARİYERİ SANDIKTA SONA ERDİ
Cumhuriyetçi Susan Collins, ilk kez 1996 yılında seçilerek 1997'de Senatodaki görevine başlamıştı. Yaklaşık 30 yıl boyunca Maine'i temsil eden Collins, eyaletin en uzun süre görev yapan senatörleri arasında yer aldı.
Cumhuriyetçi başkan adaylarının uzun yıllardır kazanmakta zorlandığı Maine'de üst üste seçim zaferleri elde eden Collins, bu kez seçmenlerden beklediği desteği alamadı.
Oy sayımının devam ettiği saatlerde Demokrat rakibi Troy Jackson'ın öne geçmesi üzerine yenilgiyi kabul eden Collins, altıncı dönem için yürüttüğü seçim kampanyasını sonlandırdı.
İlk sonuçlarda Jackson'ın rakibine beş puandan fazla fark attığı belirtilirken Collins'in resmi sonuç açıklanmadan yenilgiyi kabul etmesi dikkat çekti.
CUMHURİYETÇİLER NEW ENGLAND'DA SON KOLTUKLARINI DA KAYBETTİ
Maine'deki seçim sonucu, ABD'nin kuzeydoğusundaki New England bölgesi açısından tarihi bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Maine, New Hampshire, Vermont, Massachusetts, Rhode Island ve Connecticut eyaletlerinden oluşan bölgede Susan Collins, Kongre'de görev yapan son Cumhuriyetçi üyeydi.
Collins'in seçim yarışını kaybetmesiyle birlikte Cumhuriyetçi Parti'nin bölgede Senato veya Temsilciler Meclisi düzeyinde temsilcisi kalmadı.
Böylece New England'ın Kongre'deki tüm koltukları Demokratlar ve bağımsız siyasetçilerin temsil ettiği bir yapıya dönüştü.
ARTAN HAYAT PAHALILIĞI SEÇİMİN GÜNDEMİNDEYDİ
Maine'deki seçim yarışında ekonomik sorunlar belirleyici tartışma başlıkları arasında yer aldı.
Özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş, akaryakıt ve ısınma giderleri, seçmenlerin gündeminde önemli bir yer tuttu.
Sert kış koşullarıyla bilinen eyalette artan yaşam maliyetleri, seçim kampanyası boyunca sık sık gündeme getirildi.
ABD ile İran arasındaki savaşın enerji piyasalarına etkileri ve Trump yönetiminin Kanada ile yaşadığı ticari anlaşmazlıklar da eyalet ekonomisine ilişkin tartışmaları artırdı.
Turizm, balıkçılık ve ormancılık sektörlerinde yaşanan ekonomik baskılar, seçim yarışının öne çıkan konuları arasında gösterildi.
100 GÜNLÜK KAMPANYAYLA ZAFERE ULAŞTI
Susan Collins'i mağlup eden 58 yaşındaki Demokrat Troy Jackson'ın seçim süreci de dikkat çekici gelişmelere sahne oldu.
Daha önce Maine Eyalet Senatosu Başkanlığı görevini yürüten Jackson, başlangıçta valilik yarışına katılmış ancak partisinin ön seçimlerini üçüncü sırada tamamlamıştı.
Demokratların Senato adayı Graham Platner'ın hakkındaki cinsel saldırı iddiasının ardından yarıştan çekilmesi üzerine Jackson, temmuz ayında Senato adaylığına getirildi. Platner, kendisine yöneltilen suçlamayı reddetti.
Yaklaşık 100 günlük bir seçim kampanyası yürüten Jackson, kısa sürede seçmenlerin desteğini kazanmayı başardı.
İŞÇİ HAKLARI VE SAĞLIK HİZMETLERİNİ ÖNE ÇIKARDI
Beşinci kuşak ormancılık işçisi olan Troy Jackson, seçim kampanyasında özellikle çalışanların yaşadığı ekonomik sorunlara odaklandı.
Sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, hayat pahalılığıyla mücadele ve işçi haklarının güçlendirilmesi gibi vaatlerle seçmenlere seslenen Jackson, uzun yıllardır görevde bulunan Collins'e karşı önemli bir başarı elde etti.
Jackson'ın kampanyasına Vermont Senatörü Bernie Sanders da destek verdi.
ABD KONGRESİNDE DENGELER YENİDEN ŞEKİLLENİYOR
Maine'de yaşanan siyasi değişim, ABD genelindeki ara seçim sonuçlarının dikkat çeken gelişmelerinden biri oldu.
Cumhuriyetçilerin uzun yıllardır koruduğu Senato koltuğunun Demokratlara geçmesi, Kongre'deki güç mücadelesi açısından önem taşıyor.
Susan Collins'in yaklaşık 30 yıllık görev süresinin sona ermesiyle Maine'de yeni bir dönem başlarken, New England bölgesindeki Cumhuriyetçi temsilin tamamen ortadan kalkması seçimlerin en çarpıcı sonuçlarından biri olarak kayıtlara geçti.





