Bir Avrupalı, yanı başında bir saatte gidip kayak yapabileceği Alpler dururken, Hindistan Himalaya'sına giderek kayak da yapmaz kolayına.

Bir Avrupalı, yanı başında bir saatte gidip kayak yapabileceği Alpler dururken, Hindistan Himalaya’sına giderek kayak da yapmaz kolayına."İncredible India" çok ilgi çekici ve başarılı bir tanıtım kampanyası.Yıllar önce sokak hayvanlarını unutan bir Avrupalı için, sadece kafesler ardında gördüğü ve belgesellerden tanıdığı bir maymunu doğada eliyle beslemek görkemli bir duygudur.Ormanlarında çok çok sincap, geyik yaşayan ülke insanları için Hindistan’ın doğal parkları ve ormanları tarif edilmesi güç heyecanlar yaratır.Bengal kaplanı ve diğer büyük kedilerle aynı atmosferi soluyabilmek, doğasında hala filleri, gergedanları, kızıl pandaları, timsahları, bizonları olmak çok özel ayrıcalıklardır.Otantik mimariniz, ışıl ışıl düğünleriniz, giyim tarzınız, panayırlarınız, festivalleriniz, sizin için hayatınızın rutin parçaları, bunları bilmeyenler için şaşırtıcı unsurlardır.Hindistan’ın batılılaşmaya özenmemesi, olduğu gibi yaşaması, önemli avantajlarındandır.İçlerinde 16’sı tarihi eser statüsünde olan, 22 adet UNESCO tescilli dünya mirasına sahip olmak kimi kıskandırmaz ki?Hinduizm, Sihizm, Budizm, Jainism gibi farklı dinleri anlamaya çalışmak kimin ilgisini çekmez ki?Artık, daha önce gittiği bir ülkeye çekecek ilginç bir obje bulamadığı için, yanında pek fotoğraf makinesi götürmeyen bir Batılı, ülkenize ayak bastığından itibaren neyi görüntüleyeceğini şaşırır.Mumbai’deki açık hava çamaşırhanesi, üzerinde binlerce insanın dolaştığı plajlar, Bollywood stüdyoları, tüm bu zıtlıklar, bir turisti bir ülkeye bağlayan, döndüğünde komşusuna anlattıran etkenlerdendir.Hintli turistlerin en çok ziyaret ettiği ülkelerin başında Britanya geliyor.Bu ülkeyi ziyaret edenlerin % 35’i akraba ziyaretine gidiyorlarmış.Singapur, Amerika, Tayland, Malezya, Çin ve Nepal sonraki tercihleriniz olarak kayıtlara geçmiş.700 bin Hintli turist Britanya’ya giderken, ülkemize 70 bine yakın bir ziyaret olmuş.Agra’daki bir aşk ve vefa başyapıtı olan Şah Cihan’ın Tac Mahal’i, bana her nedense İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nı hatırlatır.Gerek 360 yaşındaki Tac Mahal, gerekse 150 yaşındaki Dolmabahçe, yapıldıkları yıllarda ülkelerimizin ekonomik durumları hayli kötüymüş.Çok tepki almışlar.Tıpkı Paris’in Eyfel’i gibi.Sonraki yıllarda, ülkelerinin sembollerinden olacağı kimin aklına gelirdi ki?Bana göre, Osmanlı tarihinin en önemli gezgini olan Evliya Çelebi de 1650 yılında bir turistti.1492 yılında keşfettiği yeni kıtayı Hindistan sanan ve bunu öğrenemeden ölen İtalyan denizci Kristof Kolomb da.Özetle, turizm bir yaşam biçimidir.Ne başlangıcı tam bellidir ne de ne zaman sonlanacağı.Nükleer silahlarla, yaşadığımız bu güzel Mavi Gezegen’i havaya uçurmadıkça da, insanlar bir kıtadan bir kıtaya çeşitli amaçlarla gezeceklerdir.Biz Çelebililer, kardeş ülke olarak gördüğümüz Hindistan’ın başarılı gelişimini ilgiyle gözlemliyoruz.Bunca doğal, kültürel güzellikleri bünyesinde barındıran o güzel ve inanılmaz ülkenizin, doğru bir planlamayla en kısa sürede turizm dünyasında hak ettiği yeri alacağına yürekten inanıyorum.