Aslında avokado ülkemiz için hiçte yeni bir meyve değildir. Bundan 250 yıl önce Fransa'dan getirilen fidanların acı hikayesini ele aldık bu yazımızda.

Aslen Arnavut göçmeni olduğu iddia edilen ama Karaman kökenli olduğu konusunda kuvvetli bulguların olduğu 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, ziraata olan merakı ile bilinir.

1720 yılında lale bahçelerinde türeyen bir hastalığın çaresini bularak Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa'nın dikkatini çekmiş, bu başarısına mükafat olarak Kamil Efendi'ye Yalova taraflarından bir arazi hediye edilmiştir.

Bu arazi üzerinde birçok yeni meyve sebze denemesi yapmaya başlayan Kamil Efendi, bir gezisinde Fransa'da gördüğü avokadoyu bu arazi şartlarında yetiştirmek için denemelere başladı.

Başarısız birkaç denemenim ardından melezleştirdiği bir tür avokadodan ürün almayı başarmış ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve saray erkanına takdim etmiştir.
İbrahim Paşa'ya hitaben "Avokado nam bu ağaca kim timsah armudu da derler, faidesi saymakla bitmez. Sayesi hoş, bakması ala, yemişi leziz ve şifadır. Meyvesi cennet taamı olup neyle yense yakışır, ağza ferahlık mideye küşayiş verir. Yağı sürülende cilde sedefi bir nur katar. Evrakı pişirilip içilse hasat-ül kilyenin (böbrek taşı) ilacıdır…” dediği rivayet edilir.

Meyveyi çok beğenen paşa ve saray eşrafı önemli davetlerinde avokadoyu misafirlerine sunmaya başlar. Kısa zamanda İstanbul seçkinlerinin vazgeçemediği meyve olur avokado.

Bu güzel zamanlar 1730 yılında Patrona Halil İsyanı ile sona erer. İsyancılar Sadrazam Damat İbrahim Paşa ve himayesinde bulunan Molla Kamil Efendi'ye olmadık zulümler edip, avokado için "Armut ağacı ile cima eden timsahın meyvesinden yemek mekruh olduğundan caiz değildir" söylentisi çıkararak, Yalova'da bulunan bütün ağaçları yakarak yok etmişler.
Böylelikle modern tarım denemeleri daha başlamadan bitmiş ve avokadonun ülkeye tekrar girmesi 250 yıl gecikmiş oldu.