ÜLKE ve ülke insanı olarak, çok tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Uçurumun kenarından döndük. Böylesine kritik ve zor bir dönemden geçtiğimiz halde, dünyada bize sahip çıkan ve insanlık dışı bu darbeye, içtenlikle tepki gösterip bizim...
ÜLKE
ve ülke insanı olarak, çok tehlikeli bir süreçten geçiyoruz.
Uçurumun kenarından döndük.
Böylesine kritik ve zor bir dönemden geçtiğimiz halde, dünyada bize sahip çıkan ve insanlık dışı bu darbeye, içtenlikle tepki gösterip bizim yanımızda yer alıp, demokrasiye sahip çıkan kaç ülke var?
Demokrasiyi ve insan haklarını dilinden düşürmeyen, evrensel tüm değerlerin hamiliğine soyunmakla övünen bir sürü ülke, ülkemize ve de demokrasiye sahip çıkıp, her tür darbeye karşı olduklarını bile söylemekten geri duruyorlar.
İslam ülkeleri diye diye yeri göğü inleterek, İslam ülkelerinin umudu olduğumuzdan söz ederken, kaç İslam ülkesinin bize sahip çıktığını düşünmemizde yarar var.
Batı, tüm çağdaş değerlerini unuttu mu?
Böylesine ilkel ve çağdışı bir yaklaşımla nasıl oluyor da karşı karşıya kaldık?
Hiçbir ülkeden, doğru dürüst, bu darbe girişimine karşı çıkıp, meydanlarda demokrasiye sahip çıkan halkımızın bu kahramanlığına en küçük bir övgü bile gelmemesi inanılır gibi değil.
Bunun cevabını ararken, cumartesi günü CNN’de FETÖ'nün eski beyinlerinden Nurettin Veren’in açıklamaları eğer doğruysa, işimiz çok daha zor demektir.
FETÖ'nün 160 ülkedeki okullarını, kültür merkezlerini ve her alandaki özellikle de o ülkelerdeki gizli servislerle ve de siyasetçilerle olan ilişkilerinin söylenen boyutlarda olduğunu düşündüğümüzde, işimizin çok ama çok zor olduğu ortada.
Veren'i dinlerken, inanın kanımın donduğunu itiraf etmeliyim.
İnşallah bu söylenenler abartılıdır.
Bu büyük ve rezil FETÖ organizasyonuyla uluslararası arenada mücadele ederken, bir taraftan da, toplumun tüm kesimlerinin ve de siyasetçilerimizin empati yapması, özeleştiriye yönelmesi gerekir.
Ülke olarak, kendi gücümüzü abarttık mı?
Bu abartıyı, kişisel hamasi çıkışlarımız ve siyasi güç gösterilerimizle perçinlerken, Türkiye’de tek adam dönemine geçildiğini neredeyse kanıtlamak için, ne kadar saçmalık varsa bunları sergiledik mi?
Duygusal yaklaşımlarla, uluslararası ilişkiler yürütmenin, belli güçlere meydan okuyarak, ülkelerin yönetimlerine rağmen, toplumların sempatisini kazanmaya kalkmanın ve de bu çıkışları iç politikanın bir parçası haline getirip, hamasi çıkışlarla ve anlamsız yiğitlenmelerle, nutuk üstüne nutuk çekmenin, bu ülkeye ve bu ülke insanına ne kadar zarar verdiğini artık herkesin görmesi gerekir.
Çok daha önemlisi, Davutoğlu’nun kotardığı dış ve Ortadoğu politikalarının bizi yalnızlığa ittiğini, bütün komşularımızla ve uluslararası arenada en güçlü aktörlerle bile papaz olduğumuz gerçeğini artık kabul edip, diplomasi diline ve nezakete dayalı bir iç ve dış politikaya yönelmemiz gerektiğinin bilincine varmamız gerekir.
Süper güçlere bile meydan okumak, hayatın gerçeklerinden uzak bazı beyinlere hoş gelebilir, bununla tatmin bile olabilirler ama ülke ve ülke insanı büyük zararlara uğradığında, hatta FETÖ haini gibi hainlerin de katkısıyla, kimi güçlerin türlü operasyonlarıyla karşı karşıya kaldığımızda, hayatın acı gerçeğini görüp, anya ile Konya’yı anlarız ama iş işten geçmiş olur.
Efe olmadan efelenmek, erken öten horoza benzer!
Her şeye rağmen efendi olmakta yarar var!
Tüm bu yanlışlara rağmen, başta siyasilerimiz olmak üzere, istisnasız hepimiz, geçmişe dayalı tüm çelişkilerimizin, tartışma ve çatışma alanlarımızın üzerine sünger çekip, askıya alarak, her alanda FETÖ belasına dönük sarmaş dolaş olmalıyız.