Son Fener-GS maçından sonra bir arkadaşım, 'Olmaz olsun böyle taraftarlık' diyerek bizleri de futbol konusunda duyarsız kalmaya çağırdı. Gittikçe çirkinleşen, çirkefleşen, gerginleştirilen ortamın bir üyesi olmaktan yakınıyordu…...
Son Fener-GS maçından sonra bir arkadaşım, 'Olmaz olsun böyle taraftarlık' diyerek bizleri de futbol konusunda duyarsız kalmaya çağırdı. Gittikçe çirkinleşen, çirkefleşen, gerginleştirilen ortamın bir üyesi olmaktan yakınıyordu…
Ona, 'Günaydın' diyemedim. Türkiye’nin son yıllarda sürüklendiği sürecin, en basitinden uğradığı kimlik aşınmasının bir futbol maçıyla nihayet anlaşılıyor olmasına hayret ettiğimi söyleyemedim…
Tehlikenin farkında olanlar soruyorlar, 'Ne oluyor bize?' diye. 'Türkiye nereye sürükleniyor' diye hayıflanıyorlar. Oysa olay çok basit: Küreselleşme adı altında, dünyadaki her şeyi alınıp satılır bir mal haline getirerek, sınırlı sayıdaki şirketin karlılığını artırmaya yönelik bir oyun oynanıyor. Bunu sağlamak için de dünya yeni baştan şekillendiriliyor.
Tüketen yeni bir obur sınıf yaratmak için değerlerle oynanıyor, basitleştiriliyor, sıradanlaştırılıyor… Demokrasisi sağlam, kurumları oturmuş ülkelerde bu tür 'Soysuzlaştırmalar!' sıra dışı bir sınıfla sınırlı kalıyor, o ülkeye zarar vermiyor. Bizim gibi iki arada bir derede kalmış ülkelerde ise işi alan taşeron firma, ihaleyi verenin isteği doğrultusunda ülke insanını bir arada tutmaya yarayan vatan, bayrak gibi değerleri alaşağı ediyor. Onun yerine koyduğu dini ve etnik kıstaslara göre ülke insanını bölüp, birbirinden nefret eder hale getiriyor.
Geleneğe, tarihsel değerlere saygıyı yok eden; doğayı sermayeye peşkeş çekmeyi bir marifet, ekonomik büyüme gerekliliği gibi gören değerli oluşa, mesleğe prim vermeyen anlayış, ülkeyi talan ve borç ekonomisi ile yönetmeyi çağın bir gereği olarak yutturuyor.
Tutkalı bir yüksek ülkü olmayan; bunun yerine her cemaatin, gurubun, birlikteliğin kendi değerleriyle tutturulmuş ilişkiler sömürüye, kışkırtmaya çok açık oluyor. Ülke insanı, onlarca ölüm olayının yaşandığı bir olayı kanıksayıp, duyarsız kalabiliyor. Arkasından anlamsız bir futbol rekabeti için gündem işgal ediliyor.
Merak ettiğim şu: Biz gittikçe birbirine saygısız, sevgisiz, düşman bir topluluk haline zaten gelmiştik de, bizi temsil etmesi için bu hükümeti mi seçtik? Yoksa son on yıldır ülkeyi yönetenler, tam da dünyanın bu kaotik döneminde bize önderlik etmesi gerekirken bizi şekillendirip, burnumuzu pisliğin içine mi soktu? Ne dersiniz, hangisi doğru?