SÜRÜ mantığı. Sürü içgüdüsü. Her neyse. Ama hepimiz, bir grubun mensubu olmanın bize güç vereceği gerçeğinin peşine takılıp, o grubun gücüyle güçlenmenin moraliyle bambaşka bir kişiliğe bile bürünebiliyoruz. Geriye dönüp, geçmişe...

SÜRÜ

mantığı.

Sürü içgüdüsü.
Her neyse.
Ama hepimiz, bir grubun mensubu olmanın bize güç vereceği gerçeğinin peşine takılıp, o grubun gücüyle güçlenmenin moraliyle bambaşka bir kişiliğe bile bürünebiliyoruz.
Geriye dönüp, geçmişe şöyle bir bakıyorum da, 1980 öncesinde Ülkücü ve Devrimci kardeşlerimizin arasında, o hareketin içine girmeden önce, korkak, pısırık birer kişilikken, ülkücü ya da devrimcilerin arasına katılınca kasım kasım kasılıp, yiğitlendikçe yiğitlenen, yürümesi bile değişen arkadaşlarımız ve dostlarımız oldu.
Gençlerin bu tür ideolojik yapılanmalara şu ya da bu biçimde bilinçsizce yönelmelerine dönük bir eleştiride bulunmak mümkün değil.
Ama bu gençlerin zamanla, peşine takıldıkları yapılanmayı ve bu yapının ideolojisini sorgulamaya başlayıp özünü iyice kavrayıp, ona göre hareket etmeleri gerekirken, maalesef aradan yıllar geçmesine hatta yaşlanmalarına karşın ne devrimci ne de ülkücü kardeşlerimizin, yıllar boyu ölümüne peşinden koştukları ideolojilerinin özüne dönük en küçük bir bilgiyi bile edinmeden, sadece soyut kavramların ve sloganların sarhoşluğunda koşuşturduklarının farkında bile olmadan bugün de aynı birlikteliğin nostaljisiyle ayakta kalmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz.
Üzülerek söylemek gerekirse, bu bağlamda, özeleştiri yapan, geçmişi sorgulayan çok az kişi var.
Çok daha vahimi.
O geçmişteki koalisyonlar dönemlerinde, her hangi bir kamu kuruluşunun başına sağcı bir bakan geçince sağcı, solcu bakan geçince de solcu olan uyanıkların bolluğu ve de rezilliğini hiç ama hiç unutmadığım gibi, bu konuda bir sürü de anım var!
Hele hele dinci bir bakan başa geçince kurumda mescit açtırmaya kalkıp, 5 vakit namaz kılmaya kalkanlar olduğu gibi, iktidar değiştiğinde de, namazı unutup, içki sofralarında boy gösterenlerden geçilmediği süreçlerden bugünlere geldik.
Bir dönem sol gençlikte parka modaydı.
Şimdi de türban modaya dönüştü.
Dini söylemler dilimizden düşmemeye başladı.
Dinsel jargon giderek yaygınlaştığı gibi, her şeyi Yaradan’a havale ederek işin içinden sıyrılmak da bir başka noktalara taşındı.
Kader ya da alın yazısı ise, inanılmaz noktalara taşındı.
Neredeyse bütün olan bitenin, tüm yaptıklarımızın hatta işlediğimiz suçların bile sorumlusu olarak Yaradan’ı göstermeye başladık!
Hem ne yazıldıysa o olur diyerek ahkam kesiyor, sonra da yüzlerce korumayla geziyoruz!
Allah hepimize akıl fikir ihsan eylesin.