Suriye ile aramızda suni olarak oluşturulmuş 900 kilometre uzunluğunda bir sınırımız var. Hududun her iki tarafında, akrabalar bulunuyor. Bir, iki yıl öncesine kadar, ramazan ve kurban bayramlarında hudut açılır, akrabalar birbirlerine giderler,...

Suriye ile aramızda suni olarak oluşturulmuş 900 kilometre uzunluğunda bir sınırımız var. Hududun her iki tarafında, akrabalar bulunuyor. Bir, iki yıl öncesine kadar, ramazan ve kurban bayramlarında hudut açılır, akrabalar birbirlerine giderler, böylece hasret giderirlerdi. Ne zamanki, Tunus’da başlayan, Libya, Yemen, Mısır’da da devam edip yıllarca halkını ezen diktatörleri deviren Arap baharı sonuçta Suriye’ye de sıçradı, işler karıştı, karışıyor. Bir zamanlar çok iyi iki dost olan Türkiye-Suriye arasına kara kediler girdi ve durum o hale geldi ki, şimdi birbirlerinin gözünü oyacak duruma geldi. Arap baharı Mısır’ı sarstığı dönemde Türk hükümeti, elinden geldiğince Beşar Esad’ı uyarmaya çalıştı, yapması gereken her işi bir bir anlatmaya çalıştı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Beşar Esad’a 6.5 saat süren bir görüşmede olacakları izah etmeye çalıştı. Lakin, Esad tam tersine bir harekette bulunarak bir yıl boyunca halkını ezmeye, katliam yapmaya, evlerini yıkmaya başladı. O zaman Türk hükümeti de karşı tarafta rol alarak elinden geldiğince muhaliflere destek vermeyi ön plana aldı. Böylece ipler koptu. Suriye ile aramızda çok uzun bir sınır bulunmasının yanında pek çok akrabalık bağları da bulunmaktadır. Onun için, Türkiye’nin yapılanlara bigane kalması düşünülemezdi. Öyle de oldu. Türk Hükümeti, konuyu BM’lere taşıdı, genel sekreter Yardımcısı Annan Suriye’ye geldi, araştırmalarda bulundu ve bir rapor hazırladı. Ancak, Suriye bu rapora rağmen yine katliamlarına, yakıp, yıkmalarına devam etti. Son olarak da, keşif yapmak üzere Malatya hava alanından kalkan F-4 savaş uçağımızı hiçbir uyarı yapmadan uluslararası kara sularında düşürdü. İki pilot bugüne kadar bulunamadı. Öldüler mi, yoksa sağ olarak kurtuldular mı, belli değil. Hala havadan, denizden aramalar devam ediyor. Bütün bu olanlar karşısında Türk Hükümeti, önemli bir karar alarak, hudutlarımızdan girip hava sahamızı ihlal eden Suriye’ye ait her uçak, helikopter, tank ve diğer savaş araç ve gereçleri hiçbir uyarıda bulunmadan vurulacak. Bunun için, birkaç günden beri Suriye hududuna askeri yığınak yapılmaktadır. Komutanlara, hiçbir merciden emir almadan gerekeni yapmaları hususunda talimat verilmiştir. Savaş, Atatürk’ün deyimi ile en son baş vurulacak bir önlemdir ama gerektiğinde bu önleme baş vurulması da kaçınılmazdır. Kıbrıs olaylarının başladığı 1964 yılında Başbakan İnönü mecliste yaptığı konuşmasında şu hususa dikkat çekiyordu: “İhtilafın mümkün olduğu kadar barış yoluyla hal edilmesine çalışacağız. Fakat, saldırıya uğrarsak da anında cevap vereceğiz. Son hadde kadar barış yolunda yürüyeceğiz.”1- Şu anda da hükümet aynı şekilde hareket ederek, barıştan yana tavır koymuştur. Hiç kimse, Türk hükümetini test etmeye kalkmasın. Türk devleti güçlüdür, ordusu donanımlıdır ve dostuna da, düşmanına da her vakit gücünü göstermeye hazırdır. Ancak yine İnönü’nün 17 haziran 1964’de irad ettiği şu tembihatını hatırlamadan geçemeyeceğim: “Muhalefetin de bir şeye dikkat etmesini istiyorum. Memleketi zayıf ve hükümeti beceriksiz göstermek ülke menfaatine aykırıdır.”2- İsmet İnönü, İstiklal harbinin 1. ve 2. İnönü muharebelerinin galip Kumandanı, garp cephesinin başarılı komutanı, Lozan analaşmasında Türkiye Devletini dünya devletlerine kabul ettiren hariciye komisyonu başkanı, Atatürk’ün başbakanı ve 15 yıl cumhurbaşkanlığı yapmış bir devlet adamıdır. Onun bu sözlerinin elbette bir anlamı vardır ve dikkate alınması gerekir. İşte Erdoğan başkanlığındaki hükümet de bugün aynı yoldan yürüyerek, sulh yolunu tercih etmiştir. Doğrusu da budur.NOT: 1-2 Yavuz Donat, 28 Haziran 2012, Sabah Gazetesi.