12 Haziran 2011 genel seçimlerine giderken ülkemizin içinde bulunduğu durum için genel bir değerlendirme yapmak gerekirse; tüm hazırlıkları yapılan 2B Yasası Tasarısı ile ormanlarımızın satışı için geri sayım başladı. Seçim sonuçlarına...

12 Haziran 2011 genel seçimlerine giderken ülkemizin içinde bulunduğu durum için genel bir değerlendirme yapmak gerekirse; tüm hazırlıkları yapılan 2B Yasası Tasarısı ile ormanlarımızın satışı için geri sayım başladı. Seçim sonuçlarına göre ormanlarımıza kalıcı darbe yapılacak. 2002 yılına kadar tarım ve gıdada kendi kendine yetebilen dünyadaki nadir ülkelerden biriyken, izlenen yanlış tarım politikaları nedeniyle ekmeğimizin buğdayını bile ithal eder duruma getirildik. Köylüyü gözetmeyen, koruyamayan tarım politikaları sonucunda doğduğu topraklarda doyamaz hale getirilen köylü nüfusunun kırsal alanlardan şehre göç etmesine çanak tutuldu. Ne yapsın köylü, doğduğu topraklarda aç kaldı. Çözümü, karın tokluğuna çalışmak için şehre inmekte buldu!
Son elli yılda Marmara denizinden daha büyük sulak alanlarımız yok edildi. Yani son elli yılda mevcut sulak alanlarımızın yüzde 40’ını kaybettik. Dağlarımız ise son on yılda verilen 40 binden fazla maden ruhsatıyla maden şirketlerinin kullanımına tahsis edildi. Adeta işgal edildi.
VATANDAŞ BORCUNU BORÇLA KAPATIYOR
Vatandaşın psikolojisi bozuldu. Alkol tüketim oranı 2002 yılında 500 milyon litre iken 2010 yılında 2 milyar litreye çıktı. İşsizlik oranı yüzde 10.30’dan yüzde 11.90’a çıktı. 2002 yılında kişilerin bankalara kredi borcu toplamı 56 milyar TL iken, 2010 yılında 531 milyar TL oldu. Son 10 yılda vatandaş borcunu borçla kapatır hale getirildi. Bu sorunlara kalıcı çözümler getirilmedi. Verimli topraklarımız, küresel tarım politikaları nedeniyle GDO’lu tohumlara ve rant peşindeki büyük tarım şirketlerine terk edildi. Kıyılarımız, yaylalarımız, ormanlarımız; hazırlanan yeni kanunlarla satışa çıkarılıyor. Meraların yapılaşmaya açılması için son beş senedir yoğun planlamalar yapılıyor. Sıra meralara geldi!
2002’DE 19 BİN, 2011’DE
43 BİN İŞYERİ KAPANDI
2002 yılından 2010 yılına kadar rakamlara bakıldığında yaşanan bir takım gerçekleri görmek mümkün. Şöyle ki; toplam iç borcumuz 224 milyar dolardan 18.5 milyar dolara çıkmıştır. Dış borç 129.5 milyar dolardan 290.3 milyar dolara çıkmıştır. İzlenen yanlış ithalat politikaları nedeniyle üretim yapılamamasından dolayı istihdam yaratılmaması nedeniyle vatandaş işsiz bırakılmıştır. İthalat rekorları kırılmış ama vatandaşımızı işsiz bırakılmıştır. Cumhuriyet tarihinin borçlanma rekorları son 10 senede kırılmıştır. Kapanan iş yeri sayısı 2002 yılında 19 bin iken, 2010 yılında 43 bine ulaşmıştır. Benzin fiyatına baktığımızda 1 litre benzinin fiyatı 2002 yılında 1 lira 48 kuruş iken, 2011 yılında 3 lira 68 kuruşa çıkmıştır. Ülkenin tüm stratejik tesisleri satılmıştır.
YEŞİL KARTLI 6 MİLYON ARTTI
2002 yılında boşanma sayısı 95 bin aile iken, 2010 yılında 2 milyara ulaştığını görüyoruz. Mevcut yönetim anlayışı vatandaşı yoksullaştırıp, yeşil kart vermiştir. 2002 yılında 12 milyon yeşil kartlı vatandaşımız varken, 2010 yılında bu sayı 18 milyona çıkmıştır.
Vatandaş bu hale getirilmişken, toprağımıza ektiğimiz tohumdan, çocuklarımıza yedirdiğimiz mamaya, enerji üreten santrallerde kullanılan makinelerden, üzerimize giydiğimiz kıyafetlere kadar hemen her ürünü ithal ettiğimiz unutulup, enerjide dışa bağımlılığı giderme adı altında bütün akarsularımız ve vadilerimiz yağmalanıyor. Suyumuz elden gidiyor! Anadolu derelerinin tamamına yakını, üstüne hidroelektrik santral yapılması amacıyla şirketlere satıldı.
49 CEZAEVİ AÇILDI, AÇILAN FABRİKA YOK
2002’de hapishanelerde tutuklu ve hükümlü 59 bin kişi vardı. 2011 yılı Nisan itibariyle bu sayı 120 binin üzerine çıktı. İnsanlarımız neden hapiste? Çoğu borçları, icralar ve çeklerden dolayı içerideler. Yeni yapılan hapishane sayısı 49 adet. Acaba 49 hapishane yerine 49 fabrika kurulsaydı daha iyi olmaz mıydı?
ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ DE İPOTEK ALTINDA
Şu anda sayısı 2000’in üzerinde olan hidroelektrik santraller hayata geçirildiği takdirde Anadolu’da akan tüm dereler, borular ya da tünellere hapsedilmiş olacak. Sayıları her geçen gün artan termik santrallere bir de nükleer santral projeleri eklendi. Artık çocuklarımızın geleceği de ipotek altında. Bir seçim yapmak zorundayız. Öncelikle doğamızı, doğal varlıklarımızı, insanımızı korumak ve kollamak mecburiyetindeyiz. Aç bırakılan, işi elinden alınan aile reisinden, okuma hakkı “şifrelerle” yok edilen gençlikten ne beklenebilir. Baskı altında tutulan, demokrasiden, yargıdan, hukuktan sağlıklı kararlar çıkabilir mi? 58 gazetecisi içeride tutulan ve sırf muhalif oldukları için yazı yazdırılmayan basın mensuplarının olduğu, medyası baskı altında olan bir toplum nasıl aydınlanacak? Söyleyeceğim son söz şu. Bu ülke, bu insanlar bunlara layık değildir. 2011 genel seçimlerine giderken mevcut durum budur. Karar sizin, yetki sizindir…