Baykal'lı CHP, uzun bir süredir, ne yapacağını bilemez bir halde, salt laik-antilaik kutuplaşmasıyla ayakta kalmaya çalışıyordu. Kılıçdaroğlu ile birlikte, medyanın önemli bir bölümünün desteğini arkasına alan CHP, kısa bir sürede...
Baykal’lı CHP, uzun bir süredir, ne yapacağını bilemez bir halde, salt laik-antilaik kutuplaşmasıyla ayakta kalmaya çalışıyordu.
Kılıçdaroğlu ile birlikte, medyanın önemli bir bölümünün desteğini arkasına alan CHP, kısa bir sürede balon gibi şişirilerek epeyce havalanmış gibi bir görüntü vermişti.
Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, Baykal çizgisinden hızla uzaklaşarak belli alanlara yelken açıyormuş gibi bir hava yaratsa da inandırıcı olamadı.
Umarız bundan sonra ortaya koyacağı yapıcı politikalarla inandırıcı olur.
Kılıçdaroğlu, olmayacak vaatleri ve çok başarılı olduğu alana yönelip, çok ağır ithamları ve iftiralarıyla dikkat çekti.
Gelenekçi ve statükocu parti tabanı bu denli hızlı eksen kayması karşısında şaşkına döndü.
Aslında, CHP’nin yeni lideriyle kaymaya çalıştığı eksen doğru.
Önemli olan tabanının bu ekseni benimseyip, benimsemeyeceği.
Adayların başka mecralardan devşirilmesi, partiye uzun yıllar hizmet etmiş kadroların dışlanması, Silivri’nin o meşhur yoğurdundan yeme yerine, cezaevlerinden tutukluları aday göstermeye kalkması, Demirel müritlerinin CHP’ye taşınması, gerçek CHP’lilerin kafasını karıştırdı.
Salt Cumhuriyete ve Laikliğe odaklanmış, demokrasiyi dikkate almayan, bürokratik oligarşinin vesayetini kabullenmiş bir CHP’nin ilerici ve devrimci olma iddiaları da çöpe gidince, gerçek solcularla demokratlar ve liberaller de hızla CHP’den uzaklaştılar.
CHP’nin üç puanlık artışı, hem sekiz milyonluk yeni seçmenlerden, hem de MHP’nin bir kanadından gelen emanet oylar.
CHP, bu seçimlere Baykal’la girmiş olsaydı, oylar bu oranın altına kesinlikle düşmezdi.
CHP, medyanın da estirdiği yapay Kılıçdaroğlu rüzgarıyla önce hızla havalandı, sonra da yavaş yavaş eski noktasına demir attı.
CHP’nin yeniden karışması kaçınılmaz.
Sular bulanmadan durulmaz.
Sonu hayırlı olsun demekten öte yapabileceğimiz bir şey yok.
Kılıçdaroğlu’nun koltuğunu koruyup koruyamayacağını bilmek çok zor olsa da, partinin üst yönetimlerinde köklü değişikliklere gidilmesi şart.
CHP’nin geleceği, bundan sonra oluşturacağı politikalarla, TBMM’deki tutumuna bağlı.
Toplum, siyaseti gerenlere prim vermiyor.
İnşallah, çok kısa bir sürede, demokrasiyi önemseyen, vesayete karşı net tavır koyan, yasamaya ve yürütmeye değer veren, bürokratik oligarşinin güdümünde bazı yargıçların keyfi kararlarından yararlanmaya kalkmayan, ilerici ve devrimci bir sol çizgiye odaklanan CHP ile kucaklaşırız.
CHP’nin, Alanya’da üçüncü parti konumuna düşüp, MHP’nin gerisinde kalması da anlamlı!
Çok daha anlamlı olanı ise, Sayın Kılıçdaroğlu’nun balkon konuşması ve konuşmaya başlarkenki komik durumuydu.
Konuşmanın aceleye getirildiği, yeterli hazırlığın yapılmadığı açıktı.
Üç maddelik ama soyut, içi doldurulmamış çok kısa bir konuşmaydı.
Bu konuşma, ana muhalefet partisinin liderine, özellikle de ciddiyetine ve de önemine yakışır, sahip olduğu sorumluluğa uygun bir konuşma kesinlikle değildi.
Hele hele, konuşmaya ilk başladığında mikrofonların arasından sadece saçları, biraz da gözleri görünen bir liderin bu şekilde konuşmaya başlaması komiklikten de öteydi.
Allah’tan, birileri çıkıp, ayaklarının altına bir şey koydu da, Kılıçdaroğlu konuşmasını normal bir görüntü içinde sürdürebildi!
Hayatımda hiçbir siyasiyi böylesine hazırlıksız ve de komik durumda görmediğimi itiraf etmeliyim.
Bunun sorumlusu, Sayın Kılıçdaroğlu olamaz.
Sorumlu ve sorunlu olanlar çevresindekiler.
Kılıçdaroğlu bu seçim çalışmalarında hem yalnızları oynadı, hem de, siyasi deneyimi olmayan, sözde aydın ve bürokrat kadrolardan en küçük katkı alamadı.
Her şeye rağmen, yine de, CHP’nin geleceğiyle ilgili umutlu olmak zorundayız!