Doğu ve Güneydoğu, özellikle de Diyarbakır denilince insanın içi burkuluyor! Ahmet Kutsi Tecer'in 'Orda bir köy var uzakta” şiirini düşününce de, Türkiye'nin nereden nereye geldiğine bakıp iyice zıvanadan çıkıyor insan....
Doğu ve Güneydoğu, özellikle de Diyarbakır denilince insanın içi burkuluyor!Ahmet Kutsi Tecer’in “Orda bir köy var uzakta” şiirini düşününce de, Türkiye’nin nereden nereye geldiğine bakıp iyice zıvanadan çıkıyor insan.Şiire bakar mısınız: “Orda bir köy var uzaktaO köy bizim köyümüzdür.Gezmesek de, tozmasak daO köy bizim köyümüzdür.”Bu şiir “Orda bir köy var” diye başlayıp, “Orda bir ev” “Orda bir ses” “Orda bir dağ” “Orda bir yol” diye beş kıta olarak devam edip gidiyor.Rahmetli Tecer’in bu şiiri yazdığı yıllarda, insanlarımız, kentleri, köyleri, evleri, dağları, ovaları, dereleri hatta sesleri ve de herkesi bir bütün olarak görüyor ya da görmeye çalışıyor olmalı.Şiir, toplumsal dayanışmanın somut bir göstergesi, yoksa şairin bir beklentisi miydi?Sanırım her ikisinin bir karışımı yani senteziymiş gibi geliyor bana.O tarihlerde, dikta rejimi söz konusuydu.Bu da kaçınılmazdı.Bugünkü gibi her kafadan bir ses çıkmıyor, demokrasi ve özgürlükler adına, ortalık yakılıp yıkılamıyor, eşkıyalar yol kesemiyor, adam kaçıramıyor, meclise giremiyor, milletvekili olamıyor, devlete meydan okuyamıyor, garnizonun bayrağını indiremiyorlardı.Bugün öyle mi ya?Her alanda kutuplaşma tavan yapmış durumda.Siyasetçiler birbirini alaşağı etmek için ne ülkeyi ne ülke insanını düşünüyorlar.Devlet adamlığı ciddiyeti içinde ülkesini ve ülke insanının çıkarlarını her şeyin üstünde tutan gerçek yurtseverler ise, partilerince horlanıp dışlanabiliyorlar.Türkiye bugün her anlamda bıçak sırtında akrobasi yaparak yoluna devam ediyor.Bu yolculuğun felaketle sonuçlanması için, kimi bilerek, kimi de bilmeyerek, neredeyse herkes seferber olmuş durumda!Siyasi hesaplara dayalı koltuk sevdasına kendisini kaptırmış, oy kaygısıyla ülke ve ülke insanının yararına dönük tüm açılımlara gözlerini kapatmış beyinler ve bu beyinlerin kuyruğuna körü körüne takılmış yığınlar, parti fanatizmi içinde, ülkeyi ve ülke insanını kaosa bile değil, felakete sürüklemek için fütursuzca çaba sarf etmekle meşguller.Bunu yaparken de, vatan millet sevgisinden, çağdaşlıktan, ilericilikten hatta devrimcilikten söz etmekten de geri durmuyorlar!Hatta bu beyinler, barıştan, kardeşlikten, insan ve dünyalı olmaktan, çağdaş değerlerden, herkesin bir birini sevmesinden, kutuplaşmaktan özellikle kaçınılmasından söz ederlerken bile, farklı siyasi yapılara ve de değişik ideolojik yönelişlere sahip kişilere dönük de, kimi zaman hain, kimi zaman da cahil cühela diyerek en ağır bir biçimde hakaretler yağdırma çelişkisi içinde bulunma aymazlığını sergiliyebiliyorlar.Bugünlere nasıl geldik?Bugünün sorunlarının sorumlusu, salt bugünkü kuşak ya da bugünkü iktidar mı?Bugünlere nasıl geldiğimizi belli bir gerçekçilik içinde öğrenebilmenin yolu, tarihin derinliklerine yani taa Osmanlı dönemine gitmemiz gerekir.Sonrasını, yani Cumhuriyet dönemini de objektif bir biçimde, resmi tarihten değil, belgelerden ne olup bittiğine bakmamız şart.Yakın tarihteki bir sürü yanlışlıkları, doğu ve güneydoğudaki sıkıyönetim dönemlerinde, zorla köylerin boşaltılmasını, olmadık rezilliklerin yapılmasını, buralardaki insanların ülkenin dört bucağına dağıtılmasıyla oluşan etnik kimliğe dönüşen kinin bugüne çok çirkin bir tepki olarak dönmesi gerçeğini de kabul etmemiz gerekir!Bu tür çok yanlış politikalar sonucu oluşan kan ve gözyaşıyla desteklenen bir zeminde, PKK’nın Kürt halkı içinden kolayca militan devşirmesine neden olunduğunu da bilmekte yarar var.Bugün, Kürt halkı büyük ölçüde PKK’nın tutsağı durumuna gelmişse, BDP, HDP ve de PKK unsurları belli bir sorumsuzluk hatta şımarıklık içinde tehdit ve şantajlarda bulunabiliyorlarsa, burada bizim günahlarımızı, yanlışlarımızı, hatalarımızı hatta akılsızlıklarımızı da sorgulamamızda yarar var!Bir toplumun bir güce biat edebilmesi için, o gücün bir elinde havuç, diğer elinde de sopa olacak.Havuçla sopayı doğru zamanda kullanmasını bilmeyen güçlerin topluma egemen olması mümkün değildir!1980 öncesinde kentler, kasabalar, köyler, cadde ve sokaklar, Ülkücü ve Devrimcilerce paylaşılmıştı.Böyle bir dönemde Ülkücülerin hakim olduğu yerde Devrimci, Devrimcilerin hakim olduğu yerde de sağcı ya da Ülkücü yok muydu?Demek ki sayısı ne olursa olsun, silahlı bir terör örgütünün hakim olduğu yerde, kitleleri genelleyerek suçlamak kadar yanlış bir şey olamaz.Bana göre, Kürt halkının önemli bir bölümü bugün için PKK’nın tutsağı durumunda.Bu tutsaklığa direnen, PKK’ya meydan okuyan unsurlara da hep birlikte sahip çıkmamız gerekir.PKK’nın belli eylemleri, HDP ve BDP’li siyasetçilerin tahrik edici, tehditvari açıklamaları karşısında, belli bir genelleme içine girerek, bütün Kürt halkını suçlamaya kalkma yanlışı içine de kesinlikle girmemeliyiz.Umarız ki, bu siyasi rezilliklerle dolu süreci, millet olarak, en az hasarla atlatma becerisini gösteririz.