BİREY ve toplumun bir kesimi olarak, bir sürü konudan rahatsızlık duymamız, ya da memnun olmamız kadar doğal bir şey olamaz.  Ben de, son yıllarda giderek yaygınlaşan ve etkinleşen Osmanlılık taslanmaya çalışılmasından rahatsız olmaya...

BİREY

ve toplumun bir kesimi olarak, bir sürü konudan rahatsızlık duymamız, ya da memnun olmamız kadar doğal bir şey olamaz.

Ben de, son yıllarda giderek yaygınlaşan ve etkinleşen Osmanlılık taslanmaya çalışılmasından rahatsız olmaya başladığımı itiraf etmeliyim.
Rahatsız olmasına rahatsızım da...
Ne yaparsın?
Yapacak bir şey yok.
Egemen güç ve onun oluşturmaya çalıştığı yapı giderek güçleniyor ve her alanda borusunu öttürebiliyor!
Tabii ki, mevcut egemen gücün yani iktidarın her yaptığına dönük bir eleştiride bulunmak mümkün değil.
Olumlu bir sürü icraatından da söz edebiliriz.
Amma ve lakin.
Dinsel ve mezhepsel söylemle beraber, bir sürü icraata imza atılması bir yana, Osmanlılığın yeniden hortlatılmaya çalışılması, nostaljik ya da tarihi başarılara dönük bir öykünme olsa, diyecek lafım olamaz ama ümmetçilikten milliyetçiliğe geçişteki Türklüğü iğdiş etmeye çalışmanın tehlikeli boyutlara tırmanmaya başladığından dolayı kaygı duymamız gerektiği inancındayım.
Bu tür bir arayışın, Türklükten rahatsız olma anlamına gelmesini düşünmek bile istemiyorum.
Bu tür bir yaklaşımımdan dolayı ırkçı ve kafatasçı birisi olduğum sanılmasın.
Ben, dünyalı ve insan olma kaygısı taşıyan birisiyim.
Ama Türklüğe dönük oluşacak her tür olumsuzluğa karşı çıkmam kadar doğal bir şey de olamaz.
Türkiye bir türlü demokrasiyi özümseyip benimseyemedi.
Laiklik ise, giderek lügatimizden çıkmak üzere.
Laik Türkiye’de, koskoca Cumhurbaşkanlığı sarayının adı Külliye diye anılmakta.
Külliye’nin sözcük anlamına bakın.
“Külliye, cami ile birlikte medrese, imaret, türbe, kütüphane, hamam, aşevi, (da-rüşşifa) kervansaray, çarşı, okul, hastane, tekke, zaviye binalarından oluşan yapılar topluluğu.” Hani tekke ve zaviyeler kapatılmıştı?
Osmanlı çok farklı ulusların bir arada olduğu bir imparatorluktu. Kimi tarihçiler Osmanlı'da Türklerin ikinci sınıf vatandaş konumunda olduğunu bile iddia etmekteler. Türklük ya da Türkiyelilik yerine Osmanlılık topluma dayatılarak, Arapçılığa çanak tutulacaksa, Türkiye bambaşka çizgilere taşınabilir!
3.5 milyon Suriyeli dahil, Uzakdoğu ve Ortadoğu’dan gelenlerin Türkiye’yi yol geçen hanına çevirmesi de bir başka kaygı verici durum gibi geliyor bana!
Türkiye’de zaten 72 milletten insan varken, ülkesinden kaçıp gelenleri kardeş diye bağrımıza basmanın gerekçelerini düşünmemizde yarar var.
Osmanlı Ortadoğu’ya hakim olma becerisini göstermiş ama, kendi kültürünü oralara yayma yerine, onların kültürlerini bizim topraklarımıza taşımışlar. Yani, Arap kültür emperyalizminin hala etkisi altında olmamız bir yana, bu giderek kökleştirilmeye çalışılıyor. Atalarımızın "Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü" sözünden rahatsız olanlar bile var! Çok daha kötüsü, yavaş yavaş yabancı dildeki kimi tanımlamalar Türkçeleştirileceğine, Arapçalaştırılıyor. Tabii ki bu gidişten memnun olanlar olduğu gibi, memnun olmasalar bile sesini çıkaramayıp seyirci kalanlar da var.
"Allah hepimize akıl fikir ihsan eylesin" demekten öte yapabileceğimiz bir şey yok gibi! İnşallah tüm bu kaygılarımız boşunadır.