Medyanın gücünü bilmeyen var mı? Olması mümkün değil! Bu gücün nasıl kullanıldığı da ortada. Kimi bu gücü toplum yararına kullanırken, kimi de bu gücü bambaşka biçimlerde, çok çirkin bir biçimde kullanabilmekte. Basın ve düşünce...

Medyanın gücünü bilmeyen var mı?Olması mümkün değil!Bu gücün nasıl kullanıldığı da ortada.Kimi bu gücü toplum yararına kullanırken, kimi de bu gücü bambaşka biçimlerde, çok çirkin bir biçimde kullanabilmekte.Basın ve düşünce özgürlüğü tabii ki bir toplum için hayati önem taşımakta.Ama şunu da kabul etmeliyiz ki, her tür olumlu gelişmelerin kaynağı düşünce ise, her tür olumsuzluğun temelinde de yine düşüncenin olduğunu bilmemizde yarar var.Her tür düşüncenin özgürce konuşulup tartışılmasında bir sorun yok.Sorun, böyle bir kültüre ve birikime sahip olmayan, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerde toplumu, özellikle de genç kesimleri, kavgaya, çatışmaya ve de düşmanlığa taşıyacak yapılanmalar ve de düşünsel açılımlar konusunda dikkatli davranmakta. Ayrıca bu tür oluşumlara karşı bazı önlemlerin de alınmasında yarar var. Genç beyinlerin nasıl yıkandığı ve nasıl saçma sapan, çağ ve insanlık dışı fikirlerle doldurulduğu ortada.Bir insan nasıl olur da hiç tanımadığı insanlara karşı, kendi canını yok etme pahasına canlı bomba olmayı kabul eder?Bu beyin yıkama değil de ne?Böyle bir yapılanmaya ve bu anlamdaki düşünsel yaklaşımlara düşünce özgürlüğü açısından bakmak mümkün mü?Ülkemizde her alanda ve her konuda bir sürü yanlışın yapıldığı bir gerçek.Sürekli olumsuzluk pompalayan bir medyanın kıskacında kalmış, felaketlerle boğuşan bir toplumun huzurlu olması mümkün müdür? Terörle ilgili haberlerin veriliş biçiminin çivisinin çıktığı ortada.Her terör eylemi sonrasında, bilerek ya da bilmeyerek, televizyon kanalları ve yazılı basın neredeyse terör örgütünün hedeflediği doğrultuda yayınlar yapıyor, toplum da infiale ve korkuya sürükleniyor.Terör örgütünün yoğun olduğu bölgelerde halk terör örgütünden korkar hale gelip, onun hışmından kurtulabilmek için terör örgütüne biat etmek zorunda kalıyor.Terörün ulaşamayacağı, ulaşsa bile münferit eylemlerle yetineceği, topluma baskı kuramayacağı ortamlarda ise terörü kınama adına etnik ayrımcılığa dayalı çıkışlar yaparak, teröre karşı olan sağduyulu Kürt vatandaşları da terör örgütünün kucağına itme gibi bir saçmalığa imza atılabiliyor!Deprem felaketi sonrasında da medyanın bir kesimi, bir sürü saçmalığa imza attı.Her depremde olduğu gibi, bu depremde de soygun, vurgun ve provokasyon peşinde koşanlar oldu. Böylesine büyük bir felaketin göbeğinde yaşayan devlet görevlilerinin, sivil toplum örgütü üyelerinin de afetzede olduklarını düşünmemiz gerekirken, en küçük eksiklik ya da yanlışlık medyada başköşelere taşındı.Medya her yayınını belli bir sorumluluk duygusu içinde hazırlamalı.Yayınlarda yer alan yorumcuların her sözü, toplumu belli bir dayanışmanın içine çekmeye yardımcı olurken, yanlış bir habercilik ya da yorum, toplumu gerer ve dayanışma yerine ayrışmaya neden de olabilir!Medyanın gücü merak ediliyorsa, yayınlar biraz dikkatlice izlenir ve bu yayınlar sonrasında da toplumun tepkisinin nasıl şekillendiğine bakılırsa her şey net bir biçimde ortaya çıkar.1955 yılında ki 6-7 Eylül rezilliğinin, bir gazetenin “Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldı” haberiyle patlak verdiğini aklımızdan hiçbir zaman çıkartmamalıyız.Hani, kimileri diyor ya, gazeteciden, aydından, yazar çizerden de darbeci mi olur?Darbecilerin darbeyi yapabileceği zemini kimlerin hazırladığına bakmakta yarar var.Bana göre, darbeyi yapanların günahından diğerlerininki çok daha fazla!