DEĞERLİ okurlar. Toplum olarak, gelişmemiz ve kalkınmamız hatta herhangi bir konuda başarılı olmamız için, okuyup araştırıp, bilim alanında çok çalışmamız gerektiğinin bilinciyle hareket etmemiz gerekirken, her şeyimizi Allah'a humusunavale...

DEĞERLİ

okurlar.

Toplum olarak, gelişmemiz ve kalkınmamız hatta herhangi bir konuda başarılı olmamız için, okuyup araştırıp, bilim alanında çok çalışmamız gerektiğinin bilinciyle hareket etmemiz gerekirken, her şeyimizi Allah’a humusunavale etme konusunda üstümüze yok.
Bu anlamda, bir sürü hikaye ve masaldan söz edebiliriz.
Hikaye bu ya!
Allah’ın yüce makamına iki melek koşarak gelir.
Allah’a, “Dünyada İngiltere-Almanya savaşa tutuştu” derler.
Allah olaya ilgi göstermez.
Biraz sonra, bir başka melek telaşla makama dalar ve “Allah’ım Çin ile Japonya da savaşa tutuştu” dediğinde.
Allah oralı olmaz.
Sonrasında üç melek makama gelip "Türkiye de savaşa katılıyor” dediklerinde Allah hemen ayağa kalkıp, olay hakkında bilgi almaya başlar.
İstişare bitince meleklerden birisi Allah’a sorar:
"Almanya-İngiltere ile Çin-Japonya arasındaki savaşlara ilgi göstermezken, Türkiye konusunda hemen neden tepki gösterdiniz" diye sorunca.
Allah:
"Diğer ülkeler kendi işlerini kendileri görmeye çalışır. Türkler ise her şeyi bana bırakır. Bu yüzden, olacakları merak ettim!"
Bir başka hikayeye gelince.
Sanırım bu hikaye değil gerçek!
İmparatorluk döneminde, İngiltere’den hatırı sayılır bir devlet adamı ülkemizi ziyarete gelir.
Padişah veziri çağırıp, konuğu en iyi şekilde ağırlayıp İstanbul’u gezdirmesini söyler.
Vezir, konuğu mükemmel bir biçimde ağırlayıp, kentin tarihi mekanlarını ve de güzelliklerini gezdirir.
Konuk, gezi sonrasında memnuniyetini ifade edip vezire teşekkür ettikten sonra.
Her yerde rastladığı 'Maşallah'ın ne olduğunu sorar.
Vezir de, ülkenin en güçlü sigorta şirketi olduğunu söyler.
Aslında “Maşallah”la birlikte, bir de “Maazallah”ımız var!
Arabaların önüne, arkasına “Allah korusun” diye yazarak, koruma ve kollama işiyle ilgili olarak, trafik kurallarına uymaya çalışma yerine, sorumluluğu Allah’a havale etmekle yetiniyoruz.
Çok daha ilginci.
Allah’a yalvarıp yakarmayı da bırakıp, “Allah korusun” diyerek Allah’a emir verdiğimizin farkında bile değiliz.
İşin açıkçası “Maşallah”ı sigorta gibi, “Maazallah”ı da güvenlik görevlisi gibi kullanıyoruz.
İşin en garip yanı ise, bu hikayeleri kanıtlarcasına, devedişi gibi siyasetçilerimiz ve de devlet adamlarımız bile, bize düşman gördükleri ülkelerle ilgili olarak, “Onların topu tüfeği, şusu busu varsa, bizim de Allah’ımız var” diyerek, her konuda olduğu gibi bu konuda da cankurtaran olarak Allah’ın gücünün arkasına sığınmaya çalışıyorlar.
Komik olansa.
Bizim Allah’ımız var derken, sanki onların Allah’ı yokmuş gibi davranmaları.
Devlet adamlığı konumuna gelmiş, milyonları peşlerinden sürükleyen bu beyinlerin tabii ki beyinlerinden şüphelenmemiz mümkün değil!
Bu.
Olsa olsa.
Kimi beyinsizleri peşlerinden sürüklemeye dönük, tercih ettikleri bir politika biçimi olmalı!
ÖZEL NOT:
Beyinden söz ederken, akıldan söz ettiğimin bilinmesini isterim.