Anadolu insanı sürekli, birilerince bir biçimde korkutularak güdülmeye çalışıldı. 1980 öncesinde iki kutuplu dünyada, komünizm umacısına dönük sürek avı başlatıldı. Binlerce gencimiz öldürüldü, on binlercesi işkenceden geçti. Komünizmin...
Anadolu insanı sürekli, birilerince bir biçimde korkutularak güdülmeye çalışıldı.
1980 öncesinde iki kutuplu dünyada, komünizm umacısına dönük sürek avı başlatıldı.
Binlerce gencimiz öldürüldü, on binlercesi işkenceden geçti.
Komünizmin düşmanı hangi ülkelerdi?
Batı Avrupa ve ABD.
Komünizmin panzehiri ne?
Milliyetçilik ve dincilik.
27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştiren cuntadaki askerlerin rütbesi ne idi?
Albay.
Bunlar başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere üst düzey rütbelileri tasfiye ettiler mi etmediler mi?
Ettiler.
Bu darbeci subaylardan kaçı darbe öncesi ABD’ye gitmişti?
Komünizme karşı, milliyetçi ve de hareketli bir partinin kuruluşu ve ideolojisini belli temel ilkelere oturtup, lidere mutlak itaat dayatması altında, çok katı, askeri bir disiplin içinde, bu ülkede, en çok çatışan bir güç olarak, bu gençler oluşan dinamik yapı, ortaya nasıl çıktı?
Bu harekete gönül veren gençlere ne oldu?
Bu gençlerin önemli bir bölümü harcandı mı harcanmadı mı?
Bu yürekli, yiğit, vatansever özellikle de idealist gençler “Asker millet” sloganının hoşluğunda 15 yaşlarında başlayan bir beyin yıkama sonucu, bu milleti iki düşman kampa bölüp çatıştırma oyununun bir parçası oldular mı, olmadılar mı?
Dine dayalı bir siyasi yapı bile “Din” sözü yerine “Milli” kavramıyla siyasette etkin olmaya başlamadı mı?
1965 yıllarında, dünyada ve de Türkiye’de sol modası tavan yaptı.
Bu modanın sloganı ne idi?
Anti-emperyalist söylemlerle yurtseverliğin öne çıkarılması.
Yani her iki kesimde de yer alan gençler özünde, vatan ve milletseverlerdi.
Ama gel gör ki bir birlerine düşman edildiler ve birbirlerini öldürmeye başladılar.
Her iki kesim de, bu ülkeyi kurtarma adına yola çıktılar ya da onları birileri bu yola soktu.
Ülkücüler devrimcileri, devrimciler de ülkücüleri vatan haini gibi gördüler daha doğrusu gösterildiler.
Milliyetçilik adına yola çıkanlar farklı dünya görüşüne sahip ırktaşlarına savaş açtılar.
Yani Türk Türk’e karşı savaştı ve bunun adına da milliyetçilik dendi.
Bu saçma süreç, komünizm iflas edip, iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçişle birlikte bitti.
Türkiye’de ise kutuplaşma bitmez.
Daha doğrusu, kutuplaşmadan nemalananlar yani, bulanık suda balık avlamayı sevenler, bir biçimde, bir başka kutuplaşmayı gündeme sokarlar.
Türkiye 1960’tan 2003 yılına kadar (1983 tarihinde rahmetli Özal liderliğindeki ANAP iktidarı hariç) hep koalisyonlarla yönetildi.
Tüm bu yıllar Türkiye için kayıp yıllar olarak tarihe geçmiştir.
Bu süreçte, Devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte sivil toplum örgütleri ve sendikalar ciddi bir biçimde kutuplaşma içindeydiler.
Bu kutuplaşma emniyet teşkilatında POL-DER ve POL-1 olarak ikiye, eğitimde ise, Eğitim-Sen ve diğerleri diye üç dört bölüğe ayrılırken, işçi sendikaları da üç büyük federasyona ayrıldı.
1980 öncesinin bu hastalığından emniyet mensupları kurtulurken diğerleri hala aynı çizgide kutuplaşmayı sürdürme saçmalığını devam ettiriyorlar.