İnşaat tozunu biliyorsunuz… Hani şu dağı taşı, bahçeleri söküp bina yaparken; yol, kaldırım çalışmaları sırasında; sulama kanalı bilmem neyim yapımıyla ortalığa saçılan, havayı kaplayan tozdan dumandan bahsediyorum… Kabuklu Bit'i...

İnşaat tozunu biliyorsunuz… Hani şu dağı taşı, bahçeleri söküp bina yaparken; yol, kaldırım çalışmaları sırasında; sulama kanalı bilmem neyim yapımıyla ortalığa saçılan, havayı kaplayan tozdan dumandan bahsediyorum…Kabuklu Bit’i ise bilmezsiniz. Tipik bir Akdeniz meyve hastalığıdır. Portakalın canına okur. Çok çabuk yayılır, meyvenin üstünde temizlenmekle geçmeyecek siyah lekeler bırakır ve satış değerini sıfırlar… Uzmanlar hastalıkla savaşımda yılda iki kez, içine zehir katılmış yağ atımını öneriyor. Ama önlem yetmiyor. Çünkü zararlının en sevdiği etken olan inşaat tozu, türlü nedenlerle ortamdan eksik olmuyor. Toz, zararlının salgıladığı yapışkanla meyveye iyice oturmasını sağlıyor.Oba kasabasını ele alalım… Alanya’da ekili alan olarak yeşil kalmayı becerebilmiş merkeze yakın en yakın belde olan Oba, geleceğin yerleşim alanı olarak planlanmış. Hükümetin Alanya temsilcileri, başta devasa hastane olmak üzere her türlü kamu binasını Oba’ya oturtmaya niyetli. Bu amaçla yapılan hafriyat Oba’nın bir yıldır canına okuyor…Diğer bir konu, DSİ’nin Dim barajının bir parçası olan kapalı sistem sulama projesi gereği yaptığı kanal çalışmaları… Proje Tosmur ve Cikcilli’de iflas etmiş durumda, çünkü öngörülen yerlerde tarım kalmamış… Oba hala bakir görününce DSİ hiç olmazsa Oba’da proje sürsün istiyor. Ortalığı deşiyor, duvarları yıkıyor, sonra çekip gidiyor. Yerel yetkililerle bir eşgüdüm yok. Kim ne yapıyor belli değil… Buna karşın Sulama Birliği acımasızca aidat artışını sürdürüyor…Sevgili eczacı Hüseyin Baba ağabeyimin anlattığı gibi, Alanya esnafının Obalı tarım zengini olan eşeklileri, Cuma günleri Kargılık’ta beklediği günler geride kaldı… Alanya’nın geleneksel narenciye üretimi öksüz çocuk muamelesi görüyor. Hükümet küçük çiftçiyi yok ederek onu köylülükten kurtaracağını söylüyor. Onun için de mazottan gübreye, ilaca kadar her türlü girdideki amansız artışını durdurmayı hiç düşünmüyor…Tarım Bakanlığı, yereldeki temsilcileri aracılığıyla mobil bahçe, eko turizm, çifti kadınlar yarışıyor(!) gibi uçuk projelerle meşgul. Kurt Üzümü, Kamkat yetiştiriciliği gibi her gün yeni bir fantezi basında yer alıyor. Otorite, öncelikle küçük çiftçinin elinde var olan narenciyenin, Avokado’nun işlenmesine, değerlenmesine yarayacak önlemleri almayı hiç düşünmüyor.Turizm sezonu gelince Alanya sebze ve meyvesinin otellerde tüketilebilmesi konusunda hiçbir özel çaba yok. İnisiyatif otellerin satın alma müdürlerinin elinde! Beri yandan hiç sıkılmadan demeçler verilebiliyor; AKP Milletvekili Badak eline sıkıştırılan kâğıttan, meyve ihracatında elde edilen başarıyı, hükümetin verdiği desteği rakamlar vererek okuyor…Daha önce de yazık, konuştuk; Alanya hiç olmadığı kadar muazzam bir değişikliğin içinde… Emek bir değer olmaktan hızla çıkıyor. İşin vahimi, emlak gibi denetlenemez ve hızlı kazançlardan oluşan bir sektör Alanya’nın vaz geçilmezi haline geldi. Emlak, Alanya gelişmesinin bir motoru olarak algılanıyor. Golf sahası tahsisine, Gazipaşa Havalimanına uçak izni verilmesine, öncelikle emlak satışlarını hızlandıracağı için seviniliyor. Ve emlak yeni zenginleri, turizm de dâhil olmak üzere şehirdeki her türlü yönetimi kontrol altında tutmak istiyor. Tabii bunu AKP iktidarının koruyuculuğu, kollamasıyla yapıyor…Oysa gelişimin kaçınılmaz olarak getireceği yapılaşma ve alt yapı çalışmaları belli bir program ve eşgüdüm içinde vahşileşmeden sürdürülebilse, ne tarıma ne de doğaya zarar verir… Kentsel yoğunluğun doğa ile eklemleneceği, yapılaşma-doğa dengesinin korunduğu bir gelişme modeli her zaman mümkün. Ama bunu anlayacak ve uygulayacak irade gerekir… Gören, bilen varsa anlatsın!