Hocalarımız derken, öğretmenlerimizden değil din görevlilerimizden söz ediyorum. Ülkemizde bazı tabular vardır. Bu tabulara dönük en küçük eleştiri getiremezsiniz, getirirseniz de mahalle baskısıyla karşılaşırsınız. Bizim din adamlarımız,...

Hocalarımız derken, öğretmenlerimizden değil din görevlilerimizden söz ediyorum.Ülkemizde bazı tabular vardır. Bu tabulara dönük en küçük eleştiri getiremezsiniz, getirirseniz de mahalle baskısıyla karşılaşırsınız.

Bizim din adamlarımız, laik bir ülke olmamıza karşın, devlet memuru statüsünde, dini görevleriyle birlikte ibadetlerini yapmaktalar.

Hem dini görevlerini yapmaktalar, hem de başka mesleklerde de yer alıp iki işi bir arada yürütebilmekteler.

Çok daha önemlisi, doğumdan ölüme kadar her safhada, insanlarımızın dini geleneklerini yerine getirme konusunda önemli rol alıp, karşılığında da hatırı sayılır gelirler elde edebilmekteler.

Tabii ki çok daha fazlasını kazanmalarını isteriz ama, böylesine önemli bir görevin sorumluluğu altında bulunan bu kişilerin de, sorumluluklarının bilincine varıp, görevlerini en iyi şekilde hakkıyla yapmalarını da istememiz bizim en doğal hakkımız.

Ezanın merkezi sistemle okunmasını Diyanet niye yasaklamış biliyor musunuz?

Din adamlarının uyuya kalması ve ezanı makamıyla okumayı zamanla unutmaları nedeniyle bu uygulamadan vazgeçilmiş. Eğer bugün, her camiden farklı ses tonlarıyla farklı zamanlarda hatta çocuklar tarafından bile gelişigüzel ezan okunuyor, kimi erken kimi sonra kimi de en sonra başlayıp bir karmaşık ses curcunası içinde ezanın güzelliği katlediliyorsa, bunun sorumlusu din görevlileri.

Elektrikler kesildiğinde bile minareye çıkıp çıplak sesle ezan okumuyorlar.. Hoparlörün sesini sonuna kadar açıp, belli cayırtı ve hırıltılar içinde ezanı gürültüye boğarak eda ediyorlar.

Müslümanlıkta ibadete çağrı olarak yer alan bu güzellik, günümüzde din adamlarımızın bazıları tarafından çirkinleştirilmekte, bazı din görevlilerimizin ek işleri yüzünden camiye geç gittikleri, cemaati beklettikleri, kimi zaman da hiç gidemediklerinden de söz edilebiliyor!

Ne demişler, “Hocanın dediği yoldan git ama, gittiği yoldan gitme.” Yolun ne denli önemli, güzel ve doğru olduğunu en iyi hocalarımız biliyorsa, neden yanlış yola sapabildiklerini de sorgulamamız gerekmez mi?

Tüm bu olumsuzluklardan, sayın Müftümüz Ahmet Hamdi Başpınar da rahatsızlık duyduğunu ifade etmesine karşın, bunun önüne geçilememesi anlamlı değil mi?

– DEVAMI YARIN -