Bilader benim küçüklüğümde bol sığırcık guşu olurdu. Hölle çilli çilli idi enginler. Gilig ağaçlarına dönerlerdi. Gilig ağacının giliini yedikçe, giligden zereş olurlardı. Gilig ağacında birsürü sığırcık guşu olduğundan avcılar takadanak bir sıkar, on kadar sığırcık düşer gelirdi. Hindi sığırcık guşlarını hiç görmeyiverdim. Bildiğin köküne giran girdi. Eskisi gibi kara tavık, bozalak da pek yok deyorlar. Engini de çiftçilerin kullandığı bahçe ilaçlarına bağlayollar.

Arasıra göğsü gızıl guşunu görüyorum. Engi guşa Alanya’da imanında içi gırmızılığından göğsü gızıl veyahut göğsül de deller. Linlini görüyorum, bir de başdan kara guşunu görüyorum.

Rahmetli babam benim küçüklüğümde:
“Oğlum, göğsü gızıla sapan atma. Bahçeye daş duzak gurub da göğsül avlama. Engi guş kendine daş atana, duzak gurub yakalayana ‘Etime bağ, tenime bağ, beni yeyen zalıma bağ’ derimiş” diye tembih ederdi.

Ben de onun için, engi guş duzakta çabuk yakalandığından bahçeye daş duzağı pek gurmazdım. Emme eskiden çor çocug, delaanlılar göğsülü daş duzakla bolca dutarlar, sadeyağında gızardır, yellerdi. Yeyenler “Göğsül yağlı olur. Eti çok güzel olur” dellerdi.

Velhasıl kelam, endee Alanya’da göğsülün başına gelmeyen galmazdı. Bereked hindi engile göğsül avlayan galmadı.

Benden bönlük bu gadar. Hadi galın sağlıcakla.