Sayın İsmail Haboğlu dostum, her zaman yaptığı gibi, bir köşe yazısında, çok güzel bir konuyu ele alarak, ünlü Fransız düşünürü Marquis de Condorcet'in (1743-1794); gelişmemiş ve azgelişmiş ülkeleri işaret eden, 'Bilginlerin...

Sayın İsmail Haboğlu dostum, her zaman yaptığı gibi, bir köşe yazısında, çok güzel bir konuyu ele alarak, ünlü Fransız düşünürü Marquis de Condorcet’in (1743-1794); gelişmemiş ve azgelişmiş ülkeleri işaret eden, “Bilginlerin aydınlatmadığı toplumları, şarlatanlar aydınlatır.” sözünden yola çıkarak, günümüzdeki şarlatanlıklara ve şarlatanlara dönük haklı eleştirilerde bulunmuş.
Rahmetli Condorcet 18. Yüzyılın düşünürüydü. Tespiti de, o yüzyıla göre çok doğru olduğunu söylesek de, bugün 21. yüzyılda yaşadığımızı da dikkate almamızda yarar var. Sanırım rahmetli bu sözü ya 1789 Fransız Devrimi sonrasında söylemiştir ya da Condorcet ve benzeri bilgelerin sözlerinden esinlenen Fransızlar, devrimi gerçekleştirmişlerdir.
Her ne ise, önemli olan, bilgelerle şarlatanlar arasındaki ayrımı yapabilmekte!
Günümüzde bilgi öyle çeşitlendi ve zenginleşti ki, hem doğru bilgiye ulaşmak zorlaştı, hem de herkes, başarıyı yakalayabilmek için, bir dalda uzmanlaşmak zorunda kaldığından, ülkemizin her yerinde mantar biter gibi üniversite bitti ve buralardan mezun olup diploma alanlarla, bu diplomayı daha da anlamlı kılacak noktalara taşıyıp, öğretim üyesi ve de profesör, yani bilgelerin bilgesi olma yolunda olan, sayısı on binleri aşan insanımız var.
Tabii ki bunların içindeki bazı okumuş ya da diplomalı cahilleri de dikkate almamızda yarar var.
Benim merak ettiğim konu, rahmetli benim sözünü ettiğim diplomalı ya da okumuş sözde uzman ve bilge geçinen cahilleri mi şarlatan olarak değerlendiriyor, yoksa okumuş herkesi bilge olarak görüp, okumamış ama toplumu önemli ölçüde etkileyip bir yerlere gelmiş kişileri mi şarlatan olarak değerlendiriyor?
Konuya açıklık getirmek için, bazı örnekler vermemiz gerekirse, günümüzde özellikle de son yıllarda, her alanda uzman olduğu iddia edilen bir sürü kişi ekranlara çıkıp, topluma mesajlar vererek aydınlatmaya çalışırken, aynı konuda kimi siyah derken kimi de beyaz deme saçmalığı içine giriyor.
Bilim adamları, bilimsel değerlendirmelerinde, bu denli iki farklı yöne savrulabilir mi?
Hukuk profesörleri aynı konuda ve aynı yasa çerçevesinde, birisi şöyle derken diğeri böyle diyor.
Gıda konusunda kimi sütün zararlarından, kimi de yararlarından dem vururken, kolesterol konusunda da taban tabana zıt açıklamalar yapılıyor.
Siyasetçilerin, siyasi hesaplarına dayalı demagojilerini ve konuları çarpıtmalarını anlıyoruz da, bilge olarak ortaya çıkan insanların demagojilerini ve de konuyu çarpıtmalarını anlamakta zorlanıyoruz.
Diğer alanlarda yer alan uzmanların, bilim adamlarının hatta bilgelerin çelişkilerini de dikkate aldığımızda, vatandaşı aydınlatacak bilgelerin hangileri olabileceğini bilmemiz mümkün mü?
Böylesine yoğun bilge enflasyonunda ve böylesine bilgi erozyonunun olduğu bir ortamda, bilge olarak ortaya çıkan bu kadar şarlatanın at oynattığı bir arenada, vatandaş olarak, doğru bilgi edinip aydınlanmak için, ne yapabiliriz ve kimlere inanabiliriz?
İki atasözüyle konuyu noktalayalım.
“İnsanlığın selametini kitlelerde değil, güçlü bireylerde, enerjik bir kişilikle nitelenmiş ve kendi kendinin bilincine sahip olanlarda görürüz.” demiş bir düşünür. Buna göre, bu tür kişiler bilgelerden de yararlanmasını bilenler olduğu için, toplumu aydınlatmakla, toplumu yönetmenin bambaşka şeyler olduğunu söylemek mümkün!
Benim en çok beğendiğim söz ise, “Bilmeyenden değil, bilmediğini bilmeyenden kork.”