Tam 19 yıl, dile kolay. Daha çok 19 yıllar geçecek. İlerideki yıllarda artık rakam telaffuz etmek yerine

Tam 19 yıl, dile kolay. Daha çok 19 yıllar geçecek. İlerideki yıllarda artık rakam telaffuz etmek yerine "Yıllar, yıllar" diye yazılacak. Bu da demektir ki, olay artık tarihindir. Başka olayların tarih olması gibi.
Tarih olan olaylardan bazıları: Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okan, daha başka başkaları. Hangisini yazalım ve sayalım. Tarih artık onların belirlediği bir süreç değil. Modern dünya denilen ama doymayan bir kan gölünün dünyası.
Şair boşuna mı söylemiştir, “Ölüm adın kalleş olsun” diye... Ne kadar kalleşlik varsa hepsi ortada. Yalnız aydın olmak değil, insan olmak yetiyor galiba.
Hafızamızı biraz yoklarsak; bir 24 Ocak kararları vardı. Bu kararlar yüzünden çoğu iş alanı da kapanmıştı. İş sahipleri iflas ettiler. O günlerde gazetelerde ilanlar arka arkaya yayınlanmaya başladı. İntihar edenlerde çok olmayı başladı. Cinnet getirenlerde çok oldu. Bunlar işin ekonomik yönüydü.
24 Ocak, sanki iş alanlarında bazılarının ölüm fermanı gibi geldiyse de insanlık açısından da tam bir kara noktadır. İnsan olmanın insanca yaşamanın zor olduğu bir gündür 24 ocaklar. Her zaman bu tarih Uğur Mumcu’yu sevenlerin üzüntü içine çekildiği elem günündür. Bazen ‘balık hafızası’, derler ya, balık hafızası olmadığımız sürece bugün hep üzücü bir gün olarak hatırlanacaktır. Sadece Uğur Mumcu için değil başarılı bir Emniyet Müdürü olan Gaffar Okan içinde aynı şeyi söyleyebiliriz. Diyarbakır’da görevinin başında ve o şehri, bölgeyi daha yaşanılır bir duruma çıkaracak bir kişi iken; tıpkı Uğur Mumcu’da olduğu gibi aslında çok az kişinin bildiği tahmin edilen, ama açıklanamayan) bilinmeyen eller ve görülmeyenler yüzler tarafından aynı tarihte onu da yok ettiler. Tarihin cilvesi mi, yoksa tesadüf mü? Bilerek aynı gün 8 yıl sonra seçilmiş midir? Mumcu’nun öldürüldüğü gün milyonlarca insan onun cenazesi için oradaydı. Hem Ankara Karlı Sokak’ta (yeni adı Uğur Mumcu Sokağı) hem de yurdun değişik yerlerinde suikastı lanetlemek için . Fakat onun yazdığı gazete ne yazık ki hiç milyonlarca satmadı. Bu da bir başka çelişki değil midir?
Hem Uğur Mumcu’yu seveceksiniz ve yazılarını takip edeceksiniz, hem de sadece yazmaz okumaz bir toplum olarak cenazede bulunacaksınız. Diğer yıllar anma etkinliklerine katılacaksınız, fakat gazete yerinde sayacak, biraz garip bir durum değil mi? Buna ne dersiniz sevgili okurlar?
Adına şarkılar yapıldı. O günü lanetlemek için. Bu hüzünlü şarkılar arasına, ileri de değişik müzik biçimleri sokularak tıpkı Ormancı şarkında olduğu gibi eğlencelik bir durum olmaz dilerim.
Her iki kişi içinde ölüm yıl dönümü başta ailesi, çalıştığı kurum, yazdığı gazete ve gerçek sevenleri için birer acı tebessümün günüdür. “Fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olmaya çalışanlar” içinde bu söz ve gün tarihte birer kara gün olacaktır. Tıpkı ocak karası gibi.
Sevgili okurlar, ben salonlarda onun sevdiği şarkılar veya hüzünlü türküler eşliğinde anılmasına da karşıyım. Çünkü her ölüm acıdır. Acı da şarkıyla, türküyle geçiştirilemez. Önemli olan fikirlerini bilmek ve yaymaktır. “Ölüm adın kalleş olsun!”
Sevgili Mumcu, ve Gaffar Okan ışıkları içinde yatınız.