Fransa ile Almanya, bugün Türkiye'nin AB'ye girmesinin önünde direnen adeta barikat oluşturan iki AB üyesi olan devlettirler. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy bu karşıtlığını her platformda ve her fırsatta dile getirip, Türkiye'nin...

Fransa ile Almanya, bugün Türkiye’nin AB’ye girmesinin önünde direnen adeta barikat oluşturan iki AB üyesi olan devlettirler. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy bu karşıtlığını her platformda ve her fırsatta dile getirip, Türkiye’nin önünü kapatmaktadır. Yine Almanya Başbakanı Bayan Merkel de aynı şekilde davranıp Türkiye’nin önünde büyük handikaptır. Neden? Çünkü, Türkiye gittikçe dış politikadaki atılımlarıyla, ekonomik olarak dünyada 3. sıralarda yer almasıyla ve her an serpilip gelişen demokrasiyle AB ülkelerini oluşturan bir çok devletin çok önünde olmasıyla bu iki devleti ürkütmektedir. Bu iki devlet bugün AB’nin her türlü yükünü çektiklerinden, bu üstünlükleriyle sözleri en çok geçen iki devlettirler. Şayet, Türkiye 74 milyon nüfusuyla ve güçlü ekonomisiyle AB’ye girmiş olursa bu iki devletin önünde büyük sıkıntı yaratacaktır. İşte Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun başkanlığını yaptığı AKPM’de yaptığı konuşmada ve üyelerin sordukları sorulara verdiği cevaplarda, adeta Avrupalılara ders vermiştir. Şimdiye kadar her istediklerini kabul ettiren ve Türk diplomatlarını aşağılayacak şekilde hizaya çeken bu kendini beğenmiş ukalaları verdiği her cevapla sus pus etmiştir. Artık, karşılarında güçlü, laik ve demokrat Türkiye Cumhuriyeti Devleti bulunmaktadır ve artık karşılarında onlara avuç açan devlet değil, her haliyle dik duran, kafa tutan ve kendinden emin bulunan TC Devleti ve o devleti yöneten diplomat ve politikacılar vardır. Örnek mi istersiniz, AKPM’de sorulan bir soruya Başbakan’ın yanıtı güzel bir örnektir. “Ermenistan’la yaptığımız protokolün inşasında Ermenistan ile Azerbaycan’ın arasındaki Karabağ sorununun halli ön şart idi. Ermenistan, hala bu hususta bir adım atmış değil, Ermenistan diasporadan ürkmektedir, bu ürkekliğinden kurtulması gerekir. Biz Türkiye olarak Azeri kardeşlerimizin her hak ve hukukunu Ermenilere yedirtmeyiz” diyerek karşısındakini sorduğuna pişman etmiştir. Bir diğer üyenin yüzde 10 barajı ile ilgili sorusuna, “Yüzde 10 barajını benim hükümetim koymadı, biz de bu baraj ile iki kez seçim kazandık. Avrupa’nın bir çok ülkesinde de yüzde 7–8 oranında baraj vardır. Eğer barajın düşürülmesini benim halkım isterse, o zaman düşürürüz, bunun için size soracak değiliz” cevabıyla yine sorana büyük devlet adamına yakışır şekilde yanıt vermiştir. Türk Devleti Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletini, hem içeride hem dışarıda büyük devlet olmanın gururu ile temsil etmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun en zirvede olduğu döneminde, Almanya’ya mağlup olan ve esir düşen Fransa Kralının yardım istemesi üzerine, yardım edeceğini ve kendisini kurtaracağını Padişah Sultan Süleyman şu mektubu ile cevap vermiş ve Barbaros Hayrettin paşayı da Fransa’ya yardıma göndermiştir. Mektubun yalnız ön kısmını alarak, Kanuni’nin kendisini nasıl tanıttığını ve Fransa kralını nasıl aşağıladığını görünüz ve Fransa’nın neden o günleri hatırlayarak Türk Devletini AB’ye almak istemediğini görünüz:
“Ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren, Allah’ın yer yüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Azerbaycan’ın ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve nice memleketlerin sultanı ve padişah Sultan Beyazıt Sultan Selim oğlu Sultan Süleyman Han’ım. Sen ki Fransa kralı Fransuva’sın.”
Şimdi daha açık ve net anlaşılmıyor mu, Sarkozy AB’ye girmemizin karşısında niçin yer almaktadır? Almanya, 1. cihan harbinde Ruslarla Fransızlar arasında sıkışmış olup Osmanlı’dan yardım istemiştir. Dört cephede ölüm kalım savaşı veren Osmanlı, bir kolordu göndererek Karpatlarda Rus’ların önünü kesmiş ve Almanya’yı kurtarmıştır. O gurbet ellerde binlerce Mehmetçik şehit düşmüştür. Bu büyük iyiliğin karşısında maruz kaldığımız Almanya’nın menfi tutumunu nasıl değerlendirmeliyiz, vicdanlarınıza hitap ediyorum. Atalarımız “İyiliğe iyilikle karşılık verilseydi, koca öküz kasaba verilmezdi” demiş, hem de bugüne uyarlanabilecek atasözümüz. Öyle inanıyorum ki, Türkiye bu şekilde her bakımdan yükselmeye devam ettikçe AB “Haydi gelin” diyecek ve kucağını açacaktır. Acaba, o zaman bu devlet onlara nasıl cevap verecektir? O günlere erenler görürler inşallah.