Genç boksör, ringde rakibi tarafından fena hırpalanır…

Ancak her raund sonrası kenara gidince hocası gaz vermek için hep şöyle der…

“Koçum benim, çok iyisin, rakibini fena dövüyorsun, bu maçı mutlaka alacağız, biraz daha gayret”…

Bir, iki, üç derken boksör dayanamaz…

Ve şöyle der…

“İyi de hocam, madem rakibimi dövüyorum, o halde ben kimden dayak yiyorum”…

Alanya esnafının durumu tam da buna benziyor işte…

Sürekli dayak yiyor…

Canlı müzik yapılan restoran ve kafeler, misal…

1 Haziran’dan itibaren açılmayı bekliyorlardı ancak tam bir hayal kırıklığına uğradılar…

Açılmasına açıldılar ancak saat 21.00’de kapatmak zorunda kalınca hayaller ve umutlar suya düştü…

Bu sektörden ekmek yiyen binlerce insan var…

Sanatçısı var, garsonu var…

Komisi, sazcısı, klavyecisi, bulaşıkçısı, aşçısı…

Var da var…

Bu insanların cebine bir buçuk yıldan bu yana beş kuruş para girmedi, mekanlar kapalı olduğu için çalışamadılar çünkü…

Bu virüs illeti mesaiye saat 22.00’den itibaren mi başlıyor da o saatten itibaren sabaha kadar sokağa çıkmak yasak…

Anlamak, mantık yürütmek mümkün değil…

Kimse kusura bakmasın ama bu durum artık “ yaşam tarzına müdahale etmekten” başka bir şey değil…

Bir de hiç açılmayan işletmeler var…

Hamamlar, misal…

Otel bünyesindeki hamamlar açık ama bağımsız hizmet verenler kapalı…

Geçerli bir nedeni var mı?...

Yok, olamaz, mümkünatı yok…

Çifte standarttan başka bir şey değil…

Saat 21.00 sınırlaması nedeniyle esnaf topyekun dayak yemeye devam ediyor…

Ayıptır, yazıktır, günahtır…

Çaresiz insanların ahını, vebalini almaktır…

Gerçekten sözün bittiği yerdeyiz…

Nokta…