Sayın Erdoğan'la Sayın Kılıçdaroğlu'nun Kürt Sorunu'na bir çözüm bulma adına bir araya gelmelerine, MHP lideri Sayın Bahçeli'nin, henüz içeriği belli olmamış, terörü bitirmeye dönük bu arayışa peşinen karşı...
Sayın Erdoğan’la Sayın Kılıçdaroğlu’nun Kürt Sorunu’na bir çözüm bulma adına bir araya gelmelerine, MHP lideri Sayın Bahçeli’nin, henüz içeriği belli olmamış, terörü bitirmeye dönük bu arayışa peşinen karşı çıkması düşündürücü. Çok daha tehlikeli olanı ise, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun bu konuda bir araya gelmelerini hainlikle suçlama noktasına kadar vardırması akıl alacak şey değil. Bu bir araya gelişin adı, ister “Kürt sorunu” isterse “Terörü sonlandırma” olsun, ne fark eder! Yıllar boyu, Kürt halkında böyle bir algı oluştuğuna göre, bu algıyı ortadan kaldırabilmek, terör örgütünün elindeki kozları boşa çıkartma adına, böyle bir tanımla yola çıkmak, akılcı ve gerçekçi bir yaklaşım olarak da kabul edilebilir. Bir tanımlamadan yola çıkarak, koskoca iki siyasi yapıyı ihanetle suçlamanın pek doğru olmayacağı ortada. Özünde doğru olan bir şeyi ayrıntılarına girerek kötülemeye kalkmak, gerçekçilikle bağdaşmaz. Milliyetçilik, ayrışarak çatışmayı değil, birlikte belli bir dayanışmayla kalkınmayı ve güçlenmeyi hedefleyen bir kavram olarak ele alınmalı. Etnik, dinsel, mezhepsel ve tüm diğer alt kimlikler üzerine inşa edilen yapıların öne çıkarıldığı ülkelerde kanların gövdeleri götürdüğünü görüyoruz. Türkiye’de de, yıllar boyu, etnik kimlik üzerine inşa edilmiş terör örgütü yüzünden on binlerce can kaybına uğradık. Mezhep çatışmasına dayalı bir çok defa belli rezillikleri felaket olarak yaşadık. 1980 öncesi ideolojik kutuplaşma yüzünden bir kuşak yitirildi. Dünyalı ve insan olmaya odaklı bir anlayışa yönelip, bir birimize üstünlük kurma hırsı ve ihtirasından uzaklaşıp, insanca ve de kardeşçe yaşamanın yollarını arasak fena mı olur? Ben bir Türk olarak, Türklüğü öne çıkartmaya çalışır diğer etnik kimlikleri aşağılamaya ve de onlara üstünlük kurmaya kalkarsam, bu bir etkiyse, doğal olarak buna karşı da bir tepki oluşacaktır. Etkilerin ve tepkilerin olmadığı bir Türkiye’nin hatta dünyanın oluşması için çalışmak varken çatışmalardan, kan ve gözyaşından beslenenlerin ekmeğine yağ çalmak niye? Bir Türk olarak, benim temel kimliklerime saygı gösterilmesini isterken, bunlara dönük her tür saldırıya karşı da, en acımasız tepkiyi vereceğimi bildiğime göre, ben de başkalarının kimliğine saygı gösterirken, saldırdığımda da aynı şekilde bir tepkiyle karşılaşacağımı bilmeliyim. Alt kimlikler, kan ve gözyaşına neden oluyorsa, neden dünyalı ve insan olmaya odaklı ve de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına dayalı bir üst kimlikte buluşup, kardeşçe yaşamıyoruz? Alanya gerçeğine bir bakalım, Alanya’da her tür kimlikten insan var. Bırakın, Kürt, Çerkez, Abaza ve benzeri kimlikleri, Ermeni, Rum, Rus, Alman, İngiliz ve daha birçok kimlikten insan Alanya’da ya yaşıyor ya da gelip gidiyor. Bunlardan çoğu ile herkes dostluk, arkadaşlık, iş ortaklığı kurabilmekte. İkili ilişkiler böylesine olumlu bir çizgide giderken, ideolojik olarak uçlarda yer almanın anlamını anlamak mümkün mü? İşin çok daha çarpıcı yanı ise, etnik anlamda en marjinal çizgilerdeki ideolojilerde yer alanların önemli bir bölümü de, çok farklı etnik yapıdaki insanlarla çok sağlıklı ilişkiler kurmalarına rağmen, bu ideolojilerin en ön saflarında yer alabilmeleri!