CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun geçen hafta Alanya'daki konuşması ve de daha önce açıkladığı seçim bildirgesi, genel anlamda, tatmin edici aynı zamanda fazla uçuk olmaktan uzak, gerçekçi sayılabilecek cinstendi. Alanya'daki...

CHP

Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen hafta Alanya’daki konuşması ve de daha önce açıkladığı seçim bildirgesi, genel anlamda, tatmin edici aynı zamanda fazla uçuk olmaktan uzak, gerçekçi sayılabilecek cinstendi.

Alanya’daki konuşmasında Alanyalı aday konusundaki eleştirilere verdiği yanıt ve de nasihat da doğruydu.

Hem sol bir partinin mensubu olarak sürekli önseçim isteyeceksin, hem de önseçim sonuçlarına itiraz edip tepki göstereceksin.

Önseçim konusunda ciddi deneyimlerden geçmiş biri olarak söylüyorum.

Önseçimin teorik anlamda, çok daha demokratik olduğu söylense de, pratikte eğer sağlıklı örgütlenmemiş, başarılı bir çalışma sürdürmemişseniz hayal kırıklığı yaşamanız kaçınılmazdır!

Bu yönüyle, Alanya halkının, özellikle de CHP’lilerin aday listesi konusunda partinin üst yönetimlerini, özellikle de Kılıçdaroğlu’nu eleştirmelerini pek doğru bulmadığımı söylemeliyim.

Genelde tüm partiler, her seçimde, az ya da çok, hayali olmayacak vaatlerle toplumun ilgisini çekerek, oy devşirmeye kalkar.

Kılıçdaroğlu sosyal adaleti savunan bir sol partinin lideri olarak, toplumun tüm kesimlerine belli vaatlerde bulunurken, ekonomiye de değinip, kalkınmanın temel koşullarından da söz ederken, ülkenin beş temel sorununu şöyle sıraladı:

- Demokrasi ve hukukun üstünlüğü

- Ekonomi

- Dış politika

- Eğitim

- Toplumsal barış ve Kürt sorunu

Kılıçdaroğlu konuşmasının önemli bir bölümünü gençlere ayırdı.

Gençlere en çarpıcı önerisi de “Siyasete aktif olarak katılın. Siyaseti dinozorlardan kurtarın” demesiydi.

Siyasi deneyimi olmayan, öğrendiği birçok şeyin doğru ya da yanlışlığını belli yaşlara kadar bilmesi ve de anlaması mümkün olmayan gençlerin, siyasette nasıl öne çıkıp ülkeye yöneteceklerini şahsen merak ediyorum!

Siyasetçilerin hamasetini biliyoruz da, bu kadarına pes demekten kendimi alamıyorum.

Tabii ki, ben bu eleştiriyi yaparken, 18-25 yaş arasındaki gençleri kastediyorum.

Siyasette söz sahibi olabilmek için, en az 30 yaşını doldurmuş olmak gerektiğine inananlardanım.

Kılıçdaroğlu, siyasette genç olarak kabul edilen 30-45 yaş arasından söz ediyorsa, bu önerisine diyecek lafım olamayacağı gibi, bu tür gençlerin öne çıkmasına destek verilmesinden de yanayım.

Meslek liselerine ağırlık verileceğinden, üniversitelerin bilgi üretim merkezleri haline getirileceğinden söz etmesi olumluydu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna imza atmış, 6 temel ilkesine yani 6 okuna hala demokrasiyi yerleştirememiş bir partinin demokrasiden söz edip, hukukun üstünlüğünden bahsetmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki?

Ama gene de, böyle bir vaatte bulunulmasına bile şükretmemizde yarar var.

Dış politikadaki büyük yanlışlardan yola çıkarak, dış politikayı 5 temel sorunun içine alması çok doğruydu.

Gençlere dönük en beğendiğim uyarısı ise “İnanç ve etnik kimlik üzerinden siyaset yapanlara izin vermeyin” sözüydü.

Çok daha önemlisi ise, siyasi rakiplerine dönük ciddi bir eleştiride bulunmamasıydı.

7 Haziran seçimi siyasi istikrara direkt katkıda bulunmazken, mevcut dört partinin, ülke çok kritik bir süreçten geçerken, bir koalisyon kuracak olgunluğu ve cesareti gösterememelerinden kaynaklanan siyasi istikrarsızlığa rağmen, parti liderleri başta olmak üzere önde gelen siyasi aktörlerin, 7 Haziran öncesi çok çirkinleşen siyaseti bir kenara bırakarak, siyasi eleştirilerini seviyeli bir çizgiye taşımalarını ne kadar alkışlasak azdır.

Bir lidere yakışır üslubu ve seçim bildirgesinin içeriği ile ilgili olarak, Kılıçdaroğlu’nu her yönüyle başarılı ve de inandırıcı bulduğumu söylemeliyim.

İnşallah, başta Kılıçdaroğlu olmak üzere tüm liderler ve de siyasetçiler, bundan böyle bu üslubu bozmazlar.