CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu ve olası cumhurbaşkanı adaylığı konusunda iki ayrı çizgi ortaya koydu. İmamoğlu’nu “siyasi tutuklu” olarak görmediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, buna karşılık tutuklu yargılanmasını doğru bulmadığını belirtti. Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ceza davalarının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini savunan Kılıçdaroğlu, hukuki engellerin ortadan kalkması halinde seçim sürecinde temas ve işbirliği seçeneğini de dışlamadı.
YARGILANMA İLE TUTUKLULUĞU BİRBİRİNDEN AYIRDI
Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında öne çıkan noktalardan biri, bir kamu yöneticisinin yargı önünde hesap vermesi ile yargılama süresince tutuklu bulunması arasında ayrım yapması oldu. İmamoğlu’nun belediye yönetimiyle ilgili iddialar karşısında hesap vermeye hazır olması gerektiğini savunan Kılıçdaroğlu, mahkemenin delil ve bulgular üzerinden karar vermesi gerektiğini ifade etti. Buna karşın tutuklama tedbirini doğru bulmadığını ve yargılama devam ederken belediye başkanının görevini sürdürmesi gerektiğini söyledi.
Mevcut hukuki uygulamada ise belediye başkanları hakkında görevleriyle bağlantılı bir suç nedeniyle soruşturma veya kovuşturma yürütülmesi halinde geçici olarak görevden uzaklaştırma tedbiri uygulanabiliyor. İmamoğlu hakkında da tutuklanmasının ardından Anayasa ve Belediye Kanunu hükümleri kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırma kararı verilmişti. Bu işlem bir mahkumiyet hükmü değil, yargılama sürecinde uygulanan geçici bir idari tedbir niteliği taşıyor.

ADAYLIKTA HUKUKİ ŞARTLAR BELİRLEYİCİ
Kılıçdaroğlu’nun “hukuki engellerin kalkması” vurgusu, cumhurbaşkanlığı adaylığının yalnızca siyasi destekle şekillenmediğine de işaret ediyor. Anayasa’ya göre cumhurbaşkanı adayının kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip bir Türk vatandaşı olması gerekiyor. Aday gösterme süreci de siyasi parti grupları, belirli oy oranını karşılayan siyasi partiler veya seçmenlerin imzası üzerinden işletiliyor. Dolayısıyla bir ismin muhalefetin ortak adayı olarak benimsenmesi kadar, adaylık için gerekli hukuki koşulları taşıması da sürecin temel unsurları arasında bulunuyor.

İmamoğlu açısından yükseköğrenim şartını doğrudan ilgilendiren diploma konusunda da ayrı bir yargı süreci bulunuyor. Bu nedenle olası cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin siyasi kararın yanı sıra, devam eden hukuki süreçlerin nasıl sonuçlanacağı da belirleyici olacak. Kılıçdaroğlu’nun adaylık ihtimalini kesin bir destek açıklaması yerine “temas kurulması” ve “görüşülmesi” koşuluna bağlaması da bu belirsizlikler üzerinden değerlendiriliyor.
“YÜZDE 51” VURGUSUNUN ARKASINDA SEÇİM SİSTEMİ VAR
Kılıçdaroğlu’nun “Yüzde 51’i nasıl alacaksınız? İş birliği yaparak” sözleri, mevcut cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin muhalefet stratejisine etkisini de ortaya koyuyor. Anayasa’ya göre ilk turda geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday cumhurbaşkanı seçiliyor. Bu çoğunluğa ulaşılamaması halinde en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalıyor ve ikinci turda çoğunluğu elde eden isim seçimi kazanıyor. Bu yapı, özellikle hiçbir siyasi partinin tek başına geniş bir seçmen çoğunluğuna ulaşamadığı tabloda partiler arası destek ve işbirliği arayışlarını daha önemli hale getiriyor.

Geçmiş cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de hem iktidar hem muhalefet bloklarının farklı siyasi partilerle ittifak veya seçim işbirliği arayışına yönelmesi bu sistemin sonuçlarından biri oldu. Kılıçdaroğlu da önceki seçim deneyimini hatırlatarak yalnızca bir partinin oy oranına odaklanmanın yeterli olmayacağını, asıl hedefin cumhurbaşkanlığı yarışında gerekli çoğunluğu oluşturabilecek daha geniş bir seçmen tabanına ulaşmak olduğunu savundu.
CHP VE YENİ PARTİ ARASINDA YENİ SİYASİ DENKLEM

Açıklamaların bir diğer önemli boyutunu CHP’de yaşanan yönetim değişikliği ve ardından ortaya çıkan parti ayrışması oluşturuyor. CHP’nin kurultayına ilişkin verilen “mutlak butlan” kararı sonrasında Kılıçdaroğlu yeniden parti yönetimine dönerken, Özgür Özel ve beraberindeki isimler Yeni Parti çatısı altında yeni bir siyasi yapılanmaya gitti. Böylece muhalefet cephesinde yalnızca adaylık değil, partilerin birbirleriyle nasıl ilişki kuracağı da yeni dönemin temel tartışmalarından biri haline geldi. Kurultay dosyasına ilişkin hukuki süreç de farklı başvurular nedeniyle tamamen gündemden çıkmış değil.
Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun Yeni Parti cephesinde yer almasının gelecekte işbirliğine engel olmayabileceği mesajını verdi. Olası bir cumhurbaşkanlığı adaylığında önce temas kurulması ve görüşmeler yapılması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, istişare ve müzakereye açık olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım, İmamoğlu’nun tutukluluğu konusunda taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının seçim döneminde mutlak bir siyasi kopuş anlamına gelmeyebileceğine işaret ediyor.
SEÇİM İŞBİRLİĞİ İÇİN KAPI AÇIK KALDI

Ortaya çıkan tabloya göre İmamoğlu’nun olası adaylığı konusunda öncelikle devam eden hukuki süreçlerin ve adaylık şartlarının netleşmesi, ardından siyasi partiler arasında aday, program ve seçim işbirliği başlıklarında müzakere yürütülmesi gerekecek. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları İmamoğlu’na yönelik hukuki değerlendirmesinde mesafeli bir çizgiye işaret ederken, seçim matematiği söz konusu olduğunda daha geniş bir muhalefet işbirliğine kapıyı açık bıraktığını gösteriyor. Böylece İmamoğlu tartışması, yalnızca devam eden davaların değil, muhalefetin önümüzdeki seçimde nasıl bir ortaklık modeli kuracağının da merkezindeki başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.





