İKİ kutuplu dünyanın somut koşullarının bir ürünü olan Ülkücü hareket, gene o yılların gerçeği olan Devrimci kesimlerle çatıştırıldı. Bugünün koşulları ise tamamen değişti. Bu yüzden de, lidere mutlak itaat etmeleri gereken kadrolar,...
İKİ
kutuplu dünyanın somut koşullarının bir ürünü olan Ülkücü hareket, gene o yılların gerçeği olan Devrimci kesimlerle çatıştırıldı.
Bugünün koşulları ise tamamen değişti.
Bu yüzden de, lidere mutlak itaat etmeleri gereken kadrolar, lidere karşı çıkabiliyor, ideolojinin ilkelerinde demokrasi olmamasına karşın, bugün ülkücü ve MHP’li kadrolar demokrasi kavgasından söz edebiliyorlar.
Bu yönüyle, MHP’deki hareketlenme olumlu gibi görünse de, özünde MHP’de yeni bir düşünsel arayıştan çok, salt partiyi ele geçirmeye dayalı, koltuk kavgasına bezer bir gelişmeden söz edilmesi düşündürücü!
CHP’ye gelince, sürekli bir sağa bir sola yalpalamakla meşgul.
CHP’ye gönül vermiş, ya da demokrasiyi özümleyip benimsemiş, laik, ilerici ve devrimci olduğunu iddia eden kesim, AK Parti ve Erdoğan’a karşı çıkarak, onu devirmeye çalışırken, yerine geçirebileceği bir lider üretme yerine, bundan bir asır öncesine dayanan tarihi bir kurucu liderden umut bekleme saçmalığı içindeler.
Atatürk kendisinin fani olduğunu söyleyerek, Laik Türkiye Cumhuriyetini gençliğe emanet edip, demokrasiyi de zaman içinde gelecek kuşakların halletmesi gerektiğini söylemesine karşın, günümüzde çağdaşlıktan, ilerici ve devrimcilikten söz edenlerin, Anıtkabire giderek, rahmetli Atatürk’e öykünerek, ondan medet umarak, siyasi tavır sergilemeye çalışmaları bir aczin ürünü değil mi?
Kemalistlikten ve Atatürkçü düşünceden söz edenlerin, büyük Atatürk’ün ideolog olmadığını, onun bir büyük savaş sonrasında, yıkılan bir imparatorluğun üzerine yepyeni ve de o tarihlerdeki dünyanın en çağdaş devlet yapılanmalarını inceleyerek, uygun bulduklarını Türkiye’ye taşımaya çalıştığını ve bunda da büyük ölçüde başarılı olduğunu ama bugün için dünyanın her anlamda gelişip değiştiğini görememeleri anlaşılır gibi değil?
Ben bu konuda fazla söz etmeden sadece Atatürk’ün iki sözünü siz değerli okurlarıma aktarmakla yetineceğim.
****
“Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Zaman hızla dönüyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek yargılar getirdiğini ileri sürmek, aklın ve bilimin gelişmesini yadsımak olur.”
****
“Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken demokrasinin bütün icapları sırası geldikçe uygulamaya konmalıdır.”
****
Atatürk bunları söylerken, 1980 öncesi Marksistlerin bir bölümü de Kemalizm’i şöyle değerlendiriyordu.
“Kemalizm’in özü; Türkiye toplumunun Tanzimat’la birlikte içine girdiği batılaşma, göreli bir kavram olarak da, çağdaşlaşma sürecinin yaşandığı gelişme evrelerinden birisidir.
Kültürel Kemalizm; özellikle laikliği, akılcılığı, köktenci kültürel reformculuğu benimser.
Siyasal Kemalizm ise; otoriterliği, devletçiliği, tek particiliği ve şefliği amaçlar.
Halk için, halka rağmen halkçıdır.”
"... Türkiye’deki küçük burjuvazinin en radikal çizgisi olan Kemalizm’i karakterize eden yalnızca "Milli Kurtuluşçuluk" ve "Laiklik" öğeleridir. Eşyanın doğası gereği Kemalizm’in belirli bir iktisat politikası yoktur ve olmamıştır.
...Kemalizm'in antiemperyalist niteliği bir tarafa bırakılırsa, ortada Kemalizm diye bir şey kalmaz.”
Bugün Marksist kalmadığından olacak, tüm solcular Kemalist kesildi!
Dogmatizmin panzehiri materyalizmdir.
Türkiye’de Materyalistler neredeyse buhar olup uçtu!