Toplumun huzurunu bozma adına, ülkenin değişik kentlerinde eylem üstüne eylem düzenleniyor. Otobüsler, otomobiller kundaklanıyor, cadde ve sokaklarda, gösteriler yapılarak, ekmek kavgası veren esnafın işyerleri yakılıp yıkılıyor. Terör...
Toplumun huzurunu bozma adına, ülkenin değişik kentlerinde eylem üstüne eylem düzenleniyor.
Otobüsler, otomobiller kundaklanıyor, cadde ve sokaklarda, gösteriler yapılarak, ekmek kavgası veren esnafın işyerleri yakılıp yıkılıyor.
Terör belasıyla nerede nasıl karşılaşacağımız belli değil.
Türk-Kürt çatışması için olmadık rezillikler sergileniyor.
Güvenlik güçlerinde görev yapan, askerimiz ve polisimiz canı pahasına teröristlerle mücadele etmekte ve son aylarda çok başarılı bir biçimde bu mücadelelerini sürdürürken, 35 kaçakçının Irak sınırından Türkiye’ye giriş yaparken, güvenlik güçlerinin bir operasyonu sonucunda vurulmaları, yeni bir tartışmayı dolayısıyla, yepyeni bir krizi fitillemiş gibi görünüyor.
Bu konuda her kafadan bir ses çıkıyor ve güvenlik güçleri acımasızca eleştirilip suçlanırken, neredeyse kaçakçılık aynı zamanda, kaçak yollardan yurt dışına girip çıkmak normal bir şeymiş gibi gösteriliyor.
Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 35 kişinin öldürülmesi çok üzüntü verici bir olay.
Ama burada, iddia edildiği kadarıyla bir sürü uyarı yapılmasına karşın, bu grup yollarına devam etmiş.
Anlaşıldığı kadarıyla burada ya büyük bir provokasyon ya da yanlış anlaşılma var.
Bu üzücü olay da gösteriyor ki, Kürtlerin hepsi de PKK sempatizanı değil.
Yakınlarını kaybeden köylüler taziyeye gelen devlet adamlarını karşılama olgunluğunu gösterip, Kaymakama dönük saldırıyı hem kınamışlar hem de Kaymakama sahip çıkmışlardır.
Kürt halkını genelleyerek PKK yandaşı gibi görme ve göstermenin ne kadar yanlış olduğu bu olayda net bir biçimde ortaya çıkmış oldu.
Büyük kentlerde, terör örgütünün maşaları cirit atıp ortalığı yakıp yıkmakla meşgulken, güvenlik güçleri bu rezillerin rezilliklerini önleyebilmek için büyük bir özveriyle mücadele ederken, taş, sopa ve molotof kokteyllerine karşı, orantısız güç kullanmama adına su ve göz yaşartıcı bomba ile müdahale etmek zorunda kalıyor.
Maskeli apaçileri sokağa salan örgüt ve bunları yönlendiren KCK mensupları tutuklandığında da, Türk medyasının bir bölümü ortalığı ayağa kaldırıp düşünce özgürlüğünden söz ederek, örgütün beyinlerini savunma aymazlığı içine girebiliyor.
Türkiye böylesine tehlikeli bir kutuplaşma içinde, acımasız bir örgütle mücadele ederken, sporda da özellikle de futbolda, kulüpler bazında bir kutuplaşmaya gidip, futbol fanatiklerini sokağa salan yöneticilere ne demek gerekir bilemiyoruz!
Bazı kulüp başkanlarının taraftarlarına şirin görünebilmek için, rakip takımlara dönük sert çıkışlar yapmaları ve de acımasızca suçlamaları akıl alacak şey değil.
Türk futbolunun lokomotifi olan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un milyonlara varan taraftarlarını birbirine düşman etmek, kime yarar sağlar?