28 Şubat 1997 post-modern müdahalesi sonunda Milli Eğitim Bakanlığında bugün eleştirdiğimiz bir uygulama yapılmıştı. Yani, İmam Hatip Liseleri ile sanat enstitülerinin orta kısmı kapatılmış, lise mezunlarının üniversiteye giriş sınavlarında...

28 Şubat 1997 post-modern müdahalesi sonunda Milli Eğitim Bakanlığında bugün eleştirdiğimiz bir uygulama yapılmıştı. Yani, İmam Hatip Liseleri ile sanat enstitülerinin orta kısmı kapatılmış, lise mezunlarının üniversiteye giriş sınavlarında aldıkları puanlarından yüzde 30 gibi bir puan düşürülmesi zorunluluğu getirilmişti. Bu uygulama ile düz lise mezunu bir öğrenci ile aynı puanı tutturan örneğin İmam Hatip Lisesi mezunu bir gencin puanından yüzde 30 puan düşürülerek üniversiteye girmesinin önüne geçiliyordu. Kalkınmış veya kalkınmakta olan ülkelerde, böyle bir ayrım olmadığından oralarda sanat okulu yahut enstitülere gidenlerin oranı yüzde 65-70'dir. Biz de ise 1997 darbesinden sonra oran değişerek yüzde 65-70 düz liseler lehine bir sonuç doğurdu. Halbuki lise mezunu bir genç o yaşa gelinceye kadar keser, testere, delgi makinesi gibi iş yerlerinde kullanılan aletleri hiç eline almadığından herhangi bir iş yerinde işe alınmıyor, dolayısıyla her yıl binlerce lise mezunu kişi baba harçlığına muhtaç kalıyordu. Dış Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Ankara Sanayi Odası Başkanı iken bir gazeteciye şöyle yakınıyordu: "Şu anda 60 alüminyum kaynakçısına ihtiyacım var, şimdi hepsine iş vereceğim. Buna karşın masam da en az 500 üniversite mezununun dilekçesi var ama onların yapabileceği işimiz yok" demişti. Türkiye sanayide büyük bir hamle yapmaktadır ve bu iş yerlerinde kaynakçısından, tornacısına, çekiç tutanından vidasına kadar vasıflı enstitü mezunu gençlere ihtiyaç duyulmaktadır. Artık bu adaletsiz durumun düzeltilmesi için devlet ve YÖK bazı çalışmalar yapmaktadırlar. YÖK, önce bu adaletsiz oranı ortadan kaldırdı, şimdi de meslek lisesinden üniversitede okuduğu birime girmek isteyenlere ayrıca 20 ek puan verecektir. Böylece meslek liselerini cazip hale getirilmeye çalışılıyor ki ileriki yıllarda ara eleman açığının kapatılmasına gayret edilmektedir. Bir misal vermek için şu hususu bilgilerinize sunmak istiyorum. Birkaç gün önce, bir TV programında enstitü müdürü şöyle diyordu: "Bu güne kadar okulumuzdan 500 öğrenci mezun oldu. Bunların yüzde 95'i iş buldu ve çalışıyorlar." Yani 500 mezunun 475-480 adedi mesleği ile ilgili iş bulmuştur. Bu sorun CHP'nin tek başına iktidar olduğu zamanda da öne çıkarılmıştır. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel bakanlık bütçesi görüşülürken 1943 yılında meslek eğitimini şu sözlerle övüyordu: "Gidiniz, görünüz, bacak kadar Türk çocukları tezgahları başında çalışırken, döküm dökerken, tahta rendelerken, mengenede uğraşırken gittim gördüm. Heyecanımı zapt için kendimi tutmağa mecbur kaldım." (*) Aradan 54 yıl geçtikten sonra neden bu okulların kapatılmasına gerek duyuldu. Herhalde İmam hatip okullarının, irticanın potansiyel merkezleri olarak kabul edilmesinden olsa gerek. O günleri yaşayanlar anımsayacaktır, sokaklarda ellerinde asaları ile kara cübbeli, kara sakallı kişiler dolaşmakta, Müslüm Gündüz adında bir zavallının seks alemi yaptığı hususu basında manşet oluyordu. Tüm bunların uydurma olduğu, imam hatip okullarının kapatılması için gerekçe yapıldığı artık gün yüzüne çıkmıştır.Türkiye'de her ihtilal veya darbeler demokrasinin önünde büyük bir engel, ekonominin dibe vurmasında da büyük bir basamak olmuştur. Artık, bu gibi kara günlerin oluşmasının gayrı kabil olduğu, ihtilali yapanların veya teşebbüs edenlerin mahkemelerde hesap verir hale geldiklerini şaşkınlıkla fakat korkusuzca gözlemliyoruz. Allah (cc) ülkemize bir daha böyle kara günleri göstermesin.(*) Yavuz Donat, Sabah, 15.3.2012