Söz arasına, “Burada siyaset yapma!” diye dalan birisi aslında siyasetin feriştahını yapıyordur! Siyaset hayatımızın her alanını kapsar. Aristoteles bundan 2300 yıl önce “Siyaset, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir” demiştir…

“Günümüzde sağ sol mu kaldı?” diyen herkes sağcıdır. Sağcılığını inkâr eden de ya kendini gizliyordur ya da sağcılığın ne olduğunu bilmiyordur…

Son olarak, “ Alanya sağcı bir beldedir” sözü yanlış olmasa bile eksiktir. “Alanya itinayla sağcılaştırılmış bir beldedir” sözü daha geçerli olmalıdır…

Buradan yola çıkarsak:

Evet, Alanya mütedeyyin geçmişi olan bir şehirdir. Atatürk Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında ise rejimin kasabadaki temsilcileri varlıklı ve eğitimli ağalardır. Ağalar ile çarşı esnafı içinde örgütlenmiş muhafazakâr düşüncenin adı konmamış çatışması, 1950 Demokrat Parti iktidarıyla açığa çıkar. Sağcılığın bir gelenek olarak şehirde kabulü bu tarihten sonra başlar.

1970’ler Alanya’nın en ilginç dönemidir. Muhafazakârlık şehri teslim aldı derken, tarım üretiminin çeşitlenmesi ve turizm ile gelen zenginlik şehri dönüştürür. O dönemin ülkede esen özgürlükçü rüzgârları Alanya’ya da yansımış, sağcı olarak bellenen şehirde tarikatın desteklediği değil ama bilfiil içinden gelen aday, ancak bir oyluk belediye meclisi çoğunluğu elde edebilmiştir…

Sonrası hızlı gelişir; NATO’nun, komünizm tehlikesine karşı yeşerttiği milliyetçi, muhafazakâr yapıya son yirmi yılın AKP ümmetçiliği de eklenince, sağ bütün bileşenleriyle şehri düşünce olarak teslim alır. Bunda yerel basının da çok büyük payı vardır.

Artık, “geleneğin getirdiği bir normallik” olarak sunulan sağ düşünce kalıbı yaşamın her alanına uygulanmaktadır. Şehirdeki yönetim erki, sağcılığın özünde olan biat ve itaat kültürü ile hareket etmekte, toplumun her kesimini de bu inanış altında davranmaya zorlamaktadır. Dahası şehirdeki egemen, verdiği kontrollü izinle kendi muhalefetini de yaratmıştır. Bu; sorgulamayan eleştirmeyen ve yönetim erkinin ona sağladığı önceliklerle yetinen “yerleştirilmiş” bir muhalefettir.

İlginçtir son yıllarda, seküler milliyetçi denen yeni akım, kendi kontrolündeki muhalefet ile Atatürk ve Cumhuriyet değerleri altında zaman zaman birleşebiliyor. Ama sağ düşünce bu birleşmeyi kendi tanımlarıyla sınırlıyor ve sahipleniyor. Özellikle korku ve kaygı üzerine inşa edilmiş güvenlikçi politikalar konusunda eleştiri aldığında ve sağcı olmakla suçlandığında ise müthiş tepki veriyor.

Alanya tıpkı 1970 ve 1990’lı yılların başında olduğu gibi yine bir dönüşüm yaşıyor. Genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri, özellikle kent merkezi ve onun hemen çevresindeki mahallelerde daha özgürlükçü, hümanist, sorgulayıcı, eleştirel bir topluluğun oluştuğunu gösteriyor. Sorun şimdi, bu insanların taleplerini yönlendirmek ve örgütleyebilmekten geçiyor.

Bunun yanında, Alanya siyasetini yönlendiren, başta yerel basın olmak üzere artık her organ, şehirle bir şekilde aidiyet bağı kurduğu siyasi figürler üstünden politika üretme alışkanlığından vaz geçmelidir. Her fani gibi gelir geçer bir insan olan siyasetçinin vazgeçilmezliği ve biricikliği tartışmaya kapalı hale getirilmemelidir. Hesap sorulabilir olmanın demokrasilerin birincil şartı olduğu hatırlanmalıdır.

Şehirdeki yeni kentli nüfus, sağcılığın dayattığı sloganlar altında birleşmeye zorlanmamalı, şehrin toplam zenginliğinin halka adil ve eşit olarak yansıtılacağı bir yönetim anlayışını talep edebilmelidir. Kentte ortaklaşacağı alanların, yığınların toplandığı konserler ve festivallerden ziyade, kentin yapılanmasında karar verici olabileceği, rızasının alınacağı düşünsel ortamlar olması gerektiği konusunda diretebilmelidir.

Şehirde emek yoğun çalışarak değer üreten her kesimden, sınıftan insanının bütünleşmesini, bir güç oluşturmasını sağlayacak yeni bir sol anlayışa, şiddetle gereksinim vardır…