Alanya’nın demografik yapısını son yıllardaki aldığı yoğun iç ve dış göç belirliyordu. Alanya bu özelliğiyle, siyasi iktidarın 2010 yılına kadar uyguladığı Batı yanlısı politika gereği, “uygarlıkların buluştuğu kent” adı altında rejim propagandasında bile kullanılmıştı.
Yıllar içinde Batı ile köprüler atılıp, özellikle Suriye’deki gelişmelerle ilgili güvenlikçi politikalar yani dış düşman yaratma ve bunun üstünden oy devşirme siyaseti uygulanmaya başlayınca Alanya’dan Avrupalı turist ve yerleşimcinin ayağı kesildi. Daha milliyetçi olan küçük ortak bundan yararlandı, yabancı düşmanlığı ve yerel şövenizmi öne çıkararak yerelde iktidar oldu.
Özellikle 2013 sonrası izlenen israfa ve yandaş olanlara kaynak aktarmaya dayanan ekonomi politikaları sonucu ülkede hızla yoksullaşma başladı. Daha doğrusu sınıflar arasında korkunç boyutta gelir adaletsizliği oluştu. Siyasi iktidar Alanya benzeri yerlerde turizme alternatif olarak inşaata dayalı, dolayısıyla vahşi bir doğa kıyımını ve vatan toprağı kaybını içeren gelişme modeli önerdi. Yerel yönetimlere kaynak aktarmak yerine, onlardan inşaat yani imar ve iskan gelirlerinden oluşan kendi bütçelerini oluşturmaları istendi. Yerel yönetim, Alanya’daki mülk ve arsa satışlarından oluşan bu büyük zenginlikten yeterince yararlandı.
Covid-19 hastalığı salgını, Ukrayna savaşı, arkasından deprem derken Alanya’ya göç hızlandı. Özellikle şehir merkezi ve ona yakın yerleşimlerde kentlerden göç edip gelen nüfus yoğunlaştı. Geldiği şehirlerdeki kentli yaşam modellerini içeren insanca bir yaşam talep eden insanlara bir hizmet olarak, daha çok eğlence dozu yüksek aktiviteler sunuldu. Onları şehirle ilgili yaşamsal kararlara ortak etmek, ihtiyaçlarına karşılık vermek yerine, Atatürk posteri ve Türk bayrağı altında oluşturulan her türlü kortejde yer almaları yeterli görüldü. Birlik sağlanmıştı!
Yerel yönetim oy tabanını oluşturan, varlığını borçlu olduğu olduğu, ideolojisini onların üstüne kurguladığı Alanya kırsalına somut hizmeti ön planda tuttu. Şehir merkezinde ise, bir önceki belediye yönetiminden miras aldığı; kentteki bütün sivil toplum örgütlerinin, kurumların, derneklerinin idaresinin kendisinde toplandığı, böylece onları bağımlı kıldığı iş yapma modelini geliştirdi. Kendilerini demokrat olarak tanımlayanlar bile bir şekilde borçlu kılındıkları için(!) hangi sisteme hizmet ettiklerine aldırmaksızın çarkın içine girdiler.
Ülkede izlenen politikalar gereği bütün sosyal sınıflar için gelirlerde azalma ve yoksullaşma başlayınca, parsadan pay kapmaya zorlanan halk her türlü kuralsızlığı sergilemekte kendini haklı gördü. Dolayısıyla bu durum Alanya’da asayiş olaylarındaki artışı getirdi. Şehirde bir sahipsizliğin, yönetim eksikliğinin olduğu konusunda yaygın görüş belirdi.
Şehirde oluşan toplam zenginlik azalmaya başlayınca “Alanya’nın toplam kalitesinin artırılması, gereken katma değerini bulması böylece turizm ve emlak gelirlerinin artması” konusu bir kez daha gündeme geldi. Bunun için de şehire bir kimlik tanımlanması gerekiyordu. Soru, bu kimliğin hangi ortak değerler üstüne oluşturulacağıydı. Bunun için Alanya sevdalısı olmak en kolay yol olarak belirlendi. Hangi kriterler üzerine oluşturulduğu belli olmayan bir aşk…
Yerel seçimler gelip çattığında iktidar ve küçük ortağının parti amblemine yer verilmeyen seçim afişlerinde rabiamsı parmak hareketleri gözleniyor, parti ideolojisinin öne çıkarılmadığı, şehir halkını bütünüyle kucaklayan söylemlere yer veriliyordu. Oysa aday tanıtımı gibi daha sınırlı katılımlı toplantılarda parmak işaretleri öze dönüyor, özellikle Antalya’dan gelenlerin “Kızıl Elma, Turan” gibi sözleri asıl hedefin ne olması gerektiğini belirtiyordu.
Toparlarsak; Alanya’da belli ki bir süre daha inşaat gelirlerine bağlı yerel yönetim kazançları sürecek. Gereksiz, yersiz popülist projeler uygulanmadığı sürece belediyenin kendine yeterli bir geliri hep var olacak. Yerel seçimler için aday olanların, aslında birbirinden farkı olmayan projelerinin gerçekleşmesi için kaynak sorunu olmayacak. Alanya belediyesi ise son 25 yılda, hayatın doğası gereği gittikçe kurumsallaştı. Hizmet alanında profesyonelleşti. Bundan sonrası için tek sorun, Alanya’yı yarınlara taşıyacak hangi zihniyetin yani anlayışın bu kurumu yöneteceğidir. Özünde şiddet içeren ideolojik kalıplar içine sıkışmış, onu önceleyen takiyeli düşünce mi yoksa daha vizyoner, daha çağdaş; şehri ait olduğu coğrafyası, tarihi ve insan yapısıyla bir üst basamağa taşımayı hedefleyen dünya görüşü mü seçimlerde üstün gelecektir. Halk buna karar verecek…